Gençlerin “Barınamıyoruz!” çığlığı  ve alternatif öğrenci yurdu 

0
442

Hamza Yalçın

“Barınamıyoruz” diyen gençlerin başlattığı direniş dikkatleri öğrencilerin yurt sorununa çekti. Kalacak yer ve gıda gibi en ilkel sorunlarını bile çözmekte çok zorlanan öğrenciler, toplumda yaratılan duyarlılık sayesinde seslerini iletebildiler. Çok sayıda öğrencinin sadece barınma ve beslenme sorununa çözüm getirmek amacıyla hiç istemedikleri halde cemaat yurtlarında kaldıklarını ve gerici ilişkilerin ağına düştüklerini biliyoruz. Ülkenin aydınlanma potansiyeli öğrenci gençlik sistemin en çok ezdiği ve istismar ettiği kesimlerden biridir. Yurt sorunu aynı zamanda  hem öğrencilerin hem de tüm ülkenin eğitim, demokrasi ve özgürlük sorunudur. Soruna bütünsel ve geleceğin bugünden inşa edilmesi perspektifiyle bakmaya çalışacağız. 

Türkiye’de milyonlarca genç, yüksek öğrenimde okuyor. Mezun olanların önemli bir kısmı tahsillerine uygun iş bulamıyorken çok büyük bir genç kitle ise işsiz kalıyor. Mevcut eğitim sitemi öğrencileri ülkeye ve insanlığa değil kapitalist sisteme ve egemen güçlere hizmet edecek şekilde yetiştiriyor. Yüksek okulların donanım yetersizliğine ilaveten öğrencilerin hatta akademisyenlerin bile eğitimin tasarlanmasana katılma olanakları çok zayıf durumdadır. Öğrencilerden ise yukarıdan planlanan ve organize edilen eğitime sadece uyum sağlamaları isteniyor. Bu da eleştirici düşünen ve sorgulayan gençlik yerine kapitalist sistemin kalıplarını olduğu gibi kabul eden bir gençliğin yetişmesine yol açıyor. 

Beton ekonomisine dayanan bir ülkede devletin öğrenci yurdu inşa etmemesini olanaksızlıklarla açıklamak mümkün değildir. Devlet öğrencilere değer vermediği için yurt inşa etmiyor. Hatta öğrenciler Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun sırasında bekletiliyor ki cemaat yurtlarına gitsinler. Gülen Cemaatinin devletçe el konulan yurtları bile dinci vakıflara devredildi.

Türkiye solu öğrenci gençliğin yurt ihtiyacına genellikle ilgisiz kaldı. İlgi gösterdiğinde ise öğrencilere ne yazık ki grup perspektifiyle sınırlı yüzeysel bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalıştı. Bu yaklaşım sol hareketin etkisini çok sınırladığı gibi birleşik ve güçlü bir devrimci öğrenci hareketinin ortaya çıkmasını zorlaştırdı; muhalif gençlik hareketlerinin egemen güçler tarafından kolayca tasfiye edilmesine ve gençliğin kolayca sistem içine hapsedilmesine fırsat verdi. 

Birleşik ve güçlü bir öğrenci gençlik hareketi olmadığı için Türkiye emekçileri, yoksulları ve ezilenleri öğrenci gençliğin muazzam aydınlatıcı potansiyelinden faydalanamıyor. Diğer yandan örgütüsüzleştirilen ve bireysel kurtuluş arayışlarıyla sınırlandırılan öğrenci gençler sistemin dünyasına hapsoluyorlar. Hatta önemli bir kısım en temel barınma ve beslenme sorunlarına çözüm getirmekte bile yetersiz kalıyorlar. Güçsüzleştirilen öğrenci gençlik ne eğitim sorununa etkide bulunabiliyor ne de emekçilere, yoksullara ve ezilenlere yardımcı olabiliyor.

Aileler ve öğrenciler bu konuda çok sıkıntı çektikleri bilindiği halde Türkiye solu olarak soruna bütünlüklü ve toplum düzeyinde bir pratik yaklaşım getiremedik. Meydanı boş bulan cemaatler aileleri ve gençleri alabildiğine istismar etti. Gülen Cemaati öğrenci gençliğin adeta bütün potansiyeline el koydu ve gençliği kendi iktidar projesi doğrultusunda alabildiğine kullandı. Cemaat yurtları daha ucuzdu. Cemaatin dersane ve yurt temelindeki dayanışma sistemi öğrencilerin yüksek okula girmesine, tahsil yapmasına ve ileride iş bulmasına imkan sağlıyordu. Kimi ilerici aileler bile evlatlarını okuyabilsin diye cemaat yurtlarına gönderdiler. Ülkenin gençlik potansiyeline el koyan Cemaat başarılı gördüğü öğrencileri daha ilk okul sıralarından hatta çok daha öncesinden devşirme olanaklarına kavuştu. Sadece AKP değil özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında bütün hükümetler ona imkan sağladılar. Bugün AKP tarafından desteklenen cemaatların ve gerici vakıfların yurtları da benzer rol oynamaktadır. 

Grubunu kurtarmak ve geliştirmekle sınırlı yaklaşım, Türkiye solunu gidişe on yıllarca seyirci hale getirdi. Bireysel sosyalistler ise bu konuda haliyle daha geri durumda kaldılar.

Sosyalist fikirlere sahip öğrenci gençler devrimci hareketlerin yardımcı olamayışları nedeniyle okul ile mücadele arasında sağlıklı bir ilişki kurmakta çok zorlandılar. Sorun bugün de devam ediyor. Gençleri bireysel çözümlere sürükleyen sistem öğrencileri kolektif davranıştan ve mücadeleden uzak tutuyor. İlerici ve devrimci düşünceler edinmiş öğrenciler bu yüzden okulla mücadeleyi birleştiren bir yaklaşım sağlayamadıkları gibi mücadeleye girişen öğrencilerin büyük kısmı dahi bir süre sonra akışa kapılıp sistemin araçlarına dönüşüyorlar. Mücadeleye daha heyecanlı giren öğrencilerin bir kısmının ise okulu gerekmediği zamanlarda bile ihmal ettikleri görülüyor. Devrimci hareketler bu konuda onlara çoğunlukla yardımcı olamadıkları gibi genellikle kısa dönemli ihtiyaçlarına uygun davranarak gençlerin kolay yoldan etkisiz hale gelmelerine sebep olmaktadırlar. 

Öğrenci gençlik eğitim sistemine etki edemiyor. Eğitim hiç bir önemli engelle karşılaşmadan kapitalist sitemin ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanıyor ve yürütülüyor. Ezilenler adına bu sürece itirazlar çok cılız düzeyde kalıyor. Öğrenciler kendilerini gidişe uydurmaya çalışarak sürecin aktif öğelerine dönüşüyorlar. İlerici ve sosyalist fikirlere sahip öğrenciler bile sistem içinde yer kapmak için birbiriyle yarışıyor. Aşırı bireyci gidişe alternatif bir görünümdeki dinci ve milliyetçi eğitim ise aslında gençliğin direnme potansiyelini tüketiyor. Sonuçta kendisini sosyalist, ilerici görenler de muhafazakar görenler de kapitalist sisteme hizmet ermekte birleşiyor ve birbirleriyle yarışıyorlar. 

Örgütsüz sol, yukarıda belirtildiği gibi, zaten bireysel düzeyde kaldığı için seyirci konumundan çıkamıyor. Örgütlü sol ise ne yazık ki genelde dünyayı grup penceresinden görüyor ve öğrenci hareketine yüzeysel yaklaşıyor. 

Yurt sorunu denildiğinde akla öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım, ders dayanışması, eğitim sistemine ezilenlerden yana etki etme, ülkesinin sorunlarına halktan yana alternatif yaklaşımlar geliştirme ve halkının mücadelesinin yanında yer alma olanakları gelir. Bunlar geleceği bugünden kurma yaklaşımına denk düşer.

Türkiye solu bu soruna sırt dönemez. Sorunu grup bakışıyla sınırlı ele alırsak sol hareketin ve öğrenci gençliğin potansiyelini olağanüstü sınırlandırırız. Bu yol on sosyalist grupların birbirini ve mücadeleyi on yıllardır aşağıya çekmesine yol açıyor. Mücadeleye hizmet etmek amacıyla gruplar olarak örgütlenmekte bir yanlış yoktur. Yakın düşünenler elbette örgütülenebilir ve hatta bunu yapmalıdırlar. Sorun sosyalist görüşleri savunanların birbirlerini anlayamayacak bireysel ve grupsal egolar geliştirmeleridir.  

Nasıl ki işçilerin ve ezilenlerin gücü dayanışmalarından gelirse nasıl ki rekabet ezilenleri bölerse aynı yaklaşım işçi sınıfından ayrı özel çıkarlar gütmemek ve mücadelelerini işçi sınıfına ve ezilenlere adamak iddiasındaki sosyalistler için de geçerlidir. Türkiye solunun farklı gruplara bölünmüş olması birlikte davranmak için engel olmamalıdır. Türkiye solu burjuva bireyler ve gruplar gibi düşünemez. Burjuva toplumu rekabete dayanır. Devrimciler ve devrimci örgütler arasındaki ilişkiler rekabet üzerine kurulamaz. Rekabet hem ezilenleri hem de onların bir parçası olan sosyalistleri aşağıya çeker. 

Üstelik şirketler ve bireyler arasındaki rekabetin yıkıcı etkilerini dengelemek için kapitalist sistemin devletleri ve kurumları vardır. Muhalefetteki sosyalistler ise aralarındaki ilişkileri düzenleyen ortak örgütlülüklerden yoksun bulunuyorlar. Üstelik devletler ve burjuva kurumlar burjuvaziyi birleştirmeye solu ise dağıtmaya çalışmaktadırlar. Sosyalist hareketler arasında örgütlü ve güçlü bir dayanışma olmadığı için devlet solun çabalarını kolayca boşa çıkarmaktadır. Sosyalist hareket bu anlamda mitolojide çok büyük bir kayayı bir tepenin en yükseğine kadar yuvarlamaya mahkum edilmiş Sisifos’un durumuna düşmektedir. Kaya tam tepeye ulaştığında Sisifos’un elinden kayıp başlangıç yerine yuvarlanmaktadırSisifos onu tekrar yukarıya yuvarlayacak ve bu kısır döngü sonsuza kadar devam edecektir. 

Mücadeleye verilen muazzam emeklerin boşa gitmemesi için el ele vererek sosyalist hareketin dayanışmacı altyapısını kurmamız gerekiyor. Bu konuda özellikle solda daha etkili durumdaki örgütlere daha çok sorumluluk düşüyor. 

Sorunu sol hareket olarak birlikte ele alabilirsek öğrencilere, öğretmenlere, ailelere, aydınlara vb. sorunun bütün taraflarına daha kolay gideriz. Yerel yönetimlerden, insancıl duyarlılığı, laiklik duyarlılığı güçlü kesimlerden destek alırız. Bir tek örnek yurt yapmamız bile bütün sorunun çözümünün yolunu büyük ölçüde açacaktır. Kapitalist sistemden yana olanlar, sosyalistlerin önünü kesmek için kendi yurtlarını inşa etmeye çalışacaklar, sosyalistlerin geliştirdiği ileri örnekleri sistemlerine aşı haline getirecek şekilde uygulamak zorunda kalacaklardır. Türkiye solunun birleşik çabasıyla kurulacak olan yurt kendi örneğini geliştirdikçe başkaca çabaların hepsini etkileyecektir. Dayanışma içindeki solun engellenmesi çok daha zordur. 

Hiç bir grubun, bireyin, dinsel ya da yöresel grupların özel çalışması olmayan ama bütün solun ortak emeğinin ürünü olacak bir alternatif yurt düşüncesine ve pratiğine ihtiyacımız var. Bugüne kadar yapılmadıysa bugünden başlayarak yapabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.