Haftanın özeti

0
224

Geçtiğimiz hafta yine tüm dünyanın gündeminde koronavirüs vardı. Virüsün mutasyona uğrayan varyasyonları hızla yayılmaya, dünyanın en zengin ekonomisi ABD koronadan ölümlerde başı çekmeye devam ediyor. Sağlığı on yıllardır ihmal etmiş ve paraya yatırım yapmış olan AB ülkeleri korona aşılamasında doğru dürüst işbirliği yapamıyor. ABD’den çekindikleri için Çin ve Rusya aşılarını reddeden bazı AB ülkeleri şimdi Çin ve Rusya aşıları ithal etmeyi düşünüyor. Almanya’daki Robert Koch Ensitütüsü ülkede bir hafta içinde tespit edilen vakaların yüzde 46.1’inin mutasyonlu virüs olduğu bilgisini paylaştı. Öte yandan Küba ise kapitalizmin neo-liberal sağlık politikalarına alternatif olmaya devam ediyor. Ekonomik gelişmesi on yıllardır kapitalizm tarafından baltalanan Küba bu hafta Covid-19’a karşı beşinci aşı adayı olan “Soberana 01A”yı duyurdu. Türkiye’de esnaf korona dönemine uygun desteklenmediği için kan ağlıyorken AKP rejiminin 128 milyar doları yandaş şirketlere dağıttığı konuşulmaya devam ediyor.

Myanmar’da 1 Şubat 2021 günü yapılan askeri darbeye karşı gösterilerde bu zamana kadar 50’den fazla kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. İngiliz sömürgeliğinden sonra 1962’de askeri idareyle yönetilmeye başlanan Myanmar’da 2015 yılında Demokrasi İçin Ulusal Liga (NLD) isimli parti işbaşına gelmişti. Ancak ordu son seçimlerde (8 Kasım 2020 seçimleri) hile olduğu iddiasını ortaya atarak yönetime el koydu. Ordunun darbe vizesini Çin’den aldığı iddiası da bulunuyor. Emperyalizmin simgesi haline gelen ve Asya’da milyonlarca insanın ölümünden sorumlu ABD liderleri Myanmar’da darbeyi kınayan “demokrasi yanlısı” açıklamalar yapıyor. Myanmar’da demokratik geçinen Batılı emperyalist liderlerin Pakistan’da ve Tayland’daki generallere destek vermekte tereddüt etmedikleri de görülüyor. Myanmar tarihi boyunca öteki küçük Asya ülkeleri gibi sömürgeleştirilmiş ve bu sebeple halkları gün yüzü görmemiş bir ülkedir. Ülkede gerçekleşen darbenin de, Batılı emperyalistlerin desteklediği sözde demokrasinin de Myanmar halklarına çözüm olacağı görülmüyor.

Fransa’da ise eski Cumhurbaşkanı Sarkozy, yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları ile 2 yılı tecilli olmak üzere 3 yıllık hapis cezasına çarptırıldı. Böylece ülkede ceza alan ilk Cumhurbaşkanı oldu. Hatırlanacağı gibi Sarkozy’nin benzeri İtalyan eski Cumhurbaşkanı Berlusconi de aşırılıklarından dolayı hapis cezasına çarptırılanlardan biridir. Nicolas Sarkozy, 2 yolsuzluk davasında daha hakim karşısına çıkacak. Sarkozy’nin cezayı temyize göndereceği ifade ediliyor. Batı Avrupa’da Sarkozy türünden çürümüş politikacılar yeni-liberalizmin ürünüdür.

Aynı gelenekten Trump’ın hala gücünü koruduğu görülüyor. ABD’de hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Parti üyelerinden oluşan 183 Kongre üyesinin, Biden hükümetine çağrıda bulunduğu ve Türkiye’de işlenen insan hakları ihlallerine dikkat çektiği belirtildi. Trump’tan sonra Biden’ın dünyada demokrasi rüzgarları estireceğini sananlar, ABD’den doğru gelen bu tarz haberlere fazla iyimser yaklaşıyor. Öte yandan kendisinden demokrasi beklenen Biden yönetiminin Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in, Venezuela’da yönetime daha önce darbe yapmaya çalışan Juan Guaido ile bir telefon görüşmesi yaptığı belirtildi. Aktarılanlara göre ikilinin “demokrasiye barışçıl geçişi” görüştüğü ifade ediliyor.

Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve akademisyenlerinin atanan kayyum rektöre karşı yaptıkları eylemleri son dönemde gündeme oturmuş ve bu haklı direniş halk nezdinde karşılığını bulmuştu. Toplumun Boğaziçili öğrencilere verdiği desteğin arkasında çok açık şekilde AKP’den duydukları rahatsızlık yatıyor. Öğrencilerin mütevazı fakat taleplerindeki ısrarlı tutumları karşılık buluyor. Kayyum rektöre tepkiler bu hafta da devam etti. Öğrencilere karşı gerçekleştirilmeye çalışılan soruşturma terörü de onlara geri adım attırmıyor. Rektörlük binasına sırtını dönerek gerçekleştirilen eylemlerde öğrenci ve akademisyenler soruşturma açılan arkadaşlarının yanında durdu. “Bize de soruşturma açın hepimiz oradaydık” pankartı açtılar. Gösterilerde tutuklanan öğrencilere de hapishanede baskı yapıldığı fakat bu baskılara karşı moralli oldukları aktarılıyor. Avukat Eren Keskin görüşüne gittiği ve cezaevinde tecrit edildiğini öğrendiği bir öğrenci için, “Güler yüzlü, umutlu, güçlüydü. Herkese selamı var” yorumunda bulundu.

Geçtiğimiz haftalarda Gara’ya propaganda amaçlı askeri saldırı düzenleyen ve buradan büyük başarısızlıkla çıkan AKP’nin “muhalefeti parçalama” amacı tutmayacak görünmeye başladı. Fezlekelere daha önce CHP evet oyu vermeyeceğini belirtmişti. Son olarak İYİP Genel Başkanı Meral Akşener de AKP’nin oyununa gelmeyecekleri yönünde görüş bildirdi. Akşener Meclis grup konuşmasında, “İYİ Parti fezlekelere gözü kapalı el kaldırmaz” dedi. AKP karşısındaki burjuva muhalefetin tavrına güvenilemez. Ama halk saflarında çok büyük bir direniş gücü potansiyeli olduğu açıktır.

Son günlerde CHP Belediyelerindeki belediye işçileri Toplu İş Sözleşmesi süreçlerinde yaşadıkları hak ihlalleri ile gündem olmuştu. Ülkemizde gelişen sendikal bürokrasiye en güzel örneklerden birisi de, emekçilerin taleplerine rağmen belediye yönetimleri ile imzalanan TİS’ler oldu. Kadıköy, Maltepe, Ataşehir gibi belediyelerin ardından Beşiktaş ve Kartal belediyelerinde de TİS süreçleri bu şekilde sonlandı. Emekçilerin eylemleri özellikle sosyal medyada başta manipüle edilmeye çalışılsa da, eylemlerin iddia edildiği gibi AKP’ye yaramayacağı dergimiz sayfalarında dile getirildi.

Erdoğan “İnsan Hakları Eylem Planı”nı açıkladı. “Vizyonu özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” vurgusu yaptı. Erdoğan tarafından dile getirilen her özgürlükçü ve demokratik söylemin ardından antidemokratik uygulamalara bir yenisinin eklenmesine ise alıştık. Erdoğan’ın demokrasisi de, özgürlükleri de kendi iktidarının, koltuğunun sonsuz özgürlüğü; buna karşılık muhaliflerinin, halkın ve ezilenlerin ise yaşayacakları müthiş baskı ve hak gasplarıdır.

Ülkede gericilik ve biat kültürü ise devlet eliyle örgütlenmeye devam ediyor. Diyanet bu hafta da yoksulluk imtihandır hutbesi vererek, yoksullara ‘kader’inize boyun eğin çağrısı yaptı.

Ülkedeki yoksulluğun, gericiliğin faturasını ağır bir biçimde ödeyen kadınların ise bir gündemi daha var; 8 Mart. Kadın düşmanı politikalar sonucu artan baskı, şiddet ve cinayetlerin mağduru kadınlar 8 Mart’ta alanlarda olacaklarını duyurdular. Türkiye’nin gerçek umut kaynağı direnen kadınlardır, işçilerdir, gençlerdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.