Haftanın Özeti

0
184

Haftanın gelişmelerinin özet yorumunda dünyada çok önemli bir gelişmeye kısaca yer verdikten sonra Türkiye’ye yoğunlaşacağız. Geride bıraktığımız haftada hegemonya ve kutuplaşma üzerine önemli gelişmeler oldu. Amerika gücünü koruma yolunda adımlarına devam ederken, diğer yandan Çin, İran ve Rusya arasındaki ziyaretler önemliydi. Çin ve İran arasında hem uzun vadeli hem de kapasitesi çok geniş anlaşmalar imzalandı.

Ülkemizde son dönemde mücadeleleri ile toplumun en dinamik güçlerinden biri haline gelen kadınlar yine İstanbul Sözleşmesi için sokaklardaydı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ihtiyacına göre siyasi malzeme olarak kullanmaktan çekinmediği İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılma kararına tepki gösteren kadınlar, başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde alanlara çıkarak “Vazgeçmiyoruz” diye haykırdı. Kadınların hakları için meydanlarda mücadelesi devam ederken, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası da (Eğitim-Sen) sözleşmenin hukuka aykırı şekilde feshedilmesini içeren Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin yürütmesinin durdurulması talebiyle Danıştay’a dava açtığını duyurdu.

İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede feshedip kadın katillerini cesaretlendirenler, üniversitesini ve haklarını savunan öğrencilere ise yine polis şiddetini layık gördü. Boğaziçi direnişine destek eylemlerinde tutuklanan arkadaşlarının mahkemesi öncesi Kadıköy’de bir araya gelen Boğaziçi öğrencilerine polis “pandemi” bahanesiyle saldırdı. Polisin ters kelepçe ve işkence ile gözaltına almaya çalıştığı öğrencilerden birinin “nefes alamıyorum” çığlığının duyulduğu saatlerde Saray’ın İletişim Başkanı Fahrettin Altun Türkiye’nin, AKP döneminde insan haklarında nasıl ilerleme kaydettiği yalanını söylüyordu.

İktidar, özgür ve demokratik üniversite talep eden, kendisine biat etmeyen gençliğe karşı tutumunu baskı ve polis şiddetiyle gösterirken, yaratmaya çalıştığı “kindar ve dindar gençliğe” ise lüks bir yaşam ve “pudra şekeri” sunuyor. AKP Genel Merkezi çalışanı Kürşat Ayvatoğlu’nun lüks aracında kokain kullandığını gösteren video ve sonrasında ortaya çıkan zenginlik görüntüleri AKP’nin yerel yönetimler eliyle “sıradan” bir çalışanını dahi nasıl zenginleştirdiğini gösterdi. Kokaini pudra şekeri diye yutturmaya çalışan Ayvatoğlu, AKP’nin en tepedeki isminden en alttaki çalışanına kadar herkesin ihaleler, rüşvetler ve yerel yönetimler aracılığıyla nasıl zenginleştirildiğinin yalnızca küçük bir örneğidir. İlerici tüm kesimlerin, yaratılan bu ahlakdışı ve çürümüş anlayışa karşı yan yana gelmesi ve mücadele etmesi zorunluluğu artık her zamankinden daha fazla kendini hissettiriyor.

AKP, yandaşlarına rant ve sınırsız zenginlik vaat ederken, vatandaş ise pandemi süreciyle birlikte borç bağımlısı haline geldi. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, geçtiğimiz ay itibariyle Türkiye’de vatandaşların kredi kartı borç tutarı yaklaşık 148 milyar liraya, tüketici kredisi borcu ise 680 milyar liraya ulaşmış. Yine aynı verilere göre, kredi kartı borcu olanların sayısı 2015 yılında 24 milyon kişiyken, 2020’de bu rakam 10 milyon artarak 34 milyon kişiye ulaşmış. Rakamlara göre ülke insanının nerdeyse yarısı bankalara borçlu ve bağımlı durumda.

Sosyal medya paylaşımları bahanesiyle aldığı hapis cezası Yargıtay tarafından onanan ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı beklenmeden milletvekilliği düşürülen HDP Kocaeli milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun AYM başvurusu da reddedildi. Başvuruyu yetkisizlik gerekçesiyle reddeden AYM kararı sonrası, savcılığın verdiği yasal süre dolduğu için Gergerlioğlu’nun kısa süre içinde hapse girmesi bekleniyor. HDP’yi kapatma davasında ise AYM, iddianamenin eksik olduğuna karar vererek, iddianameyi Yargıtay Başsavcılığı’na iade etti. Bu durumda HDP hakkında açılan kapatma davası düşmüş oluyor ancak Yargıtay Başsavcılığı’nın iddianamedeki eksiklikleri tamamlayıp yeniden dava açması beklentiler arasında. İktidarın küçük ittifakı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bunu kanıtlar nitelikte açıklamalarına devam ediyor. Hatta AYM kararı sonrası hızını alamayan Bahçeli, “HDP de AYM de kapatılsın” dedi. Daha önce de sıkça vurguladığımız gibi, muhalefet ortak güçler etrafında bir araya gelip dinci-gerici bu ittifaka karşı mücadele etmelidir çünkü süreç diğer muhalefet partilerini de etkileme ihtimali taşıyor.

Geride bıraktığımız hafta Türkiye’de yayın yapan muhalif medya arasındaki Tele 1’e ve Halk TV’ye hukuk dışı yollardan ceza kesildi. Bu konu ile ilgili yaşanan bir dayanışma örneği ise dikkat çekti. Kemal Türkler’in kızı babasının katilinin serbest bırakılması aleyhine açtıkları davadan elde ettikleri manevi tazminatı TELE 1 ile dayanışmaya vereceklerini açıkladı.

Geride bıraktığımız hafta, ülkemiz mücadele tarihi için önemli günlerden birini de içeriyordu. 30 Mart, Türkiye devrimci hareketinin önder ve militan kadrolarından Mahir Çayan ve Cihan Alptekin’in de aralarında bulunduğu 10 yiğit devrimcinin Kızıldere’de katledilmesinin 49. yıl dönümüydü. Kızıldere eylemi, Türkiye soluna büyük bir direniş ve dayanışma mirası bıraktı ancak Türkiye devrimci hareketi üzerine düşeni gerektiği gibi yerine getiremedi. Kızıldere solda birlik ve dayanışmanın zirvesiydi. Kızıldere sonrası ise Mahir Çayan ve Cihan Alptekin’in başlattıkları yoldan dönüldü. Kızıldere’nin çok güçlü mesajına sırt çevrilerek, solda rekabetçilik ve grupçuluk yoluna girildi. THKP-C geleneği bu yoldan Mahir Çayan’dan uzaklaştı. Bizler Kızıldere’yi dayanışma, yoldaşlık ve birliğin sembolü olarak görüyor ve geride bıraktığı devrimci mirasın yaratıcı şekilde incelenmesi ve sahiplenilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizlere gerçek dayanışmanın ne demek olduğunu gösteren ON’ları bir kez daha saygı ve özlemle anıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.