Haftanın Özeti

0
258

Özetimize Türkiye ile başlıyoruz, ardından dünyadan seçtiğimiz gelişmeleri yorumlayıp haftalık özetimizi bu gelişmelerden çıkardığımız sonuç ile tamamlayacağız.

Bu haftanın en çok konuşulan olayları arasında Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti bulunuyordu. Erdoğan Kıbrıs ziyaretini Cumhur İttifakı’nı genişletme gösterisine dönüştü. Erdoğan’ın Kıbrıs’ta Bahçeli ve Binali Yıldırım’a ilaveten Saadet Partili Oğuzhan Asiltürk ile BBP lideri Mustafa Destici ile poz vermesi dikkatleri çekti.

Erdoğan Kıbrıs ziyareti öncesinde bir “müjde” vereceğini belirtmişti. 74’teki Kıbrıs Harekatı’nın 47’nci senesinde, 20 Temmuz’da konuşma yapan Erdoğan, bu “müjde”nin Kıbrıs’a yaptırılacak olan yeni bir “saray” olduğunu açıkladı. “Devlet olmanın işte ifadesi budur. Nasıl bir Kuzey Kıbrıs devleti varmış birilerinin görmesi lazım” ifadeleriyle “müjdesini” açıklayan Erdoğan’ın bitmeyen Saray sevdasına sosyal medyadan tepki yağdı. Kıbrıs’taki mevcut Cumhurbaşkanlığı binasını “gecekondu” olarak tanımlayan ve yeni yaptırılacak külliye ile KKTC’nin “itibarının” gelişeceğine değinen Erdoğan’a bir tepki de eski KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan geldi. Akıncı sosyal medyasından yaptığı açıklamada, devletlerin itibarının binalarının ihtişamı ile ölçülmeyeceğini belirterek, “Devletlerin itibarının demokrasi, özgürlükler, insan hakları, hukuk, adalete olan saygı ve yurttaşların refah düzeyi ile ölçüldüğünü” hatırlattı. Erdoğan’ın attığı adımlar Kıbrıs’ın dincileştirilmiş Türkiye’ye ilhak edilmesine çıkmaktadır.

Türkiye’ye dönüşü sonrasında gazetecilerin Kıbrıs ziyareti ile ilgili sorularını yanıtlayan Erdoğan ayrıca Türkiye’de sosyal medyaya yeni kısıtlamaların getirilebileceği sinyallerini de verdi. Erdoğan, Ekim ayında Meclis’te bu mesele ile ilgili “düzenlemeler” yapılacağını kaydetti.

Türkiye’yi AKP kelimenin tam anlamıyla “satıyor”. Doğa güzellikleri, sit alanları çıkarılan yasalar ile bir bir yağmalanıyor. AKP’nin sermayesi ihya ediliyor. Son olarak geçtiğimiz hafta TCDD’nin milyarlarca liralık bir ihalesinin daha kamuoyunda 5’li Çete olarak bilinen ortaklığa verildiği ortaya çıktı. Kamunun yani halkın kaynakları AKP’li patronların hizmetine sunuluyor. Halk yoksulluktan kıvranırken ülkenin AKP’li bürokratları üçer beşer maaşlar alıyor, AKP’li patronları milyar dolarlara sahip oluyor.

2020 yılında Erdoğan’ın “imzası” ile cezaevinden çıkarılan, Sivas katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç bu hafta yaşamını yitirdi. Gerici Yeni Akit gazetesi ve sarayın öteki medya kuruluşları, katilin ölümünü “Sivas mazlumu Ahmet dede Hakk’a yürüdü” başlığıyla haberleştirdi ve Sivas katliamını ise “Sol provokasyon” olarak tanımladı. Saray medyasının bu güzellemelerinin aynı zamanda halka karşı geliştirilebilecek türlü katliam olasılıklarına da zemin hazırlayacağını, geliştirilecek saldırı ve katliamların üstünü örtmeye yarayacağını unutmamak gerekir.

Boğaziçililer direnmeye devam ediyor. Melih Bulu’nun direnişin etkisi ile görevden alınmak zorunda kalınması sonrasında onun yerine vekaleten atanan Mehmet Naci İnci, ilk icraat olarak öğretim görevlisi Can Candan’ın görevine son verdi. Boğaziçili akademisyenler ve öğrenciler bu duruma tepki gösterdi. Can Candan ise yayınladığı açıklamada, “Kabul etmiyorum, vazgeçmiyorum” ifadeleri ile direnişe kararlı olduğunu vurguladı. Öğrencilerin ve akademisyenlerin bu kararlı ve saygıdeğer direnişlerinin mutlaka zafer getireceği açıktır.

THKP-C’nin Merkez Komite’sinde yer almış olan Orhan Savaşçı İsveç’te hayata veda etti. Savaşçı THKP-C’nin ordu (TSK) içindeki çalışması çerçevesinde Hava Kuvvetleri Proleter Devrimciler Örgütü’nün kurulmasına öncülük etmiş, ardından ise THKP-C’de daha aktif görevler yapmıştı. 1972 yılında hapse atıldıktan sonra devrimci mücadelede inisiyatif almayan Orhan Savaşçı 1979 yılında düzenlenen infaz yasası ile hapishaneden çıktıktan sonra tekrar arandığı için İsveç’e yerleşmiş ve orada mütevazı bir hayat sürdürmüştü. 1940 doğumlu olan Savaşçı, mücadele yaşamını “Cepheden Anılar: Orhan Savaşçı’nın THKP-C anıları” isimli kitapta anlatmıştı.

Türkiye’de son günlerde Afganistan’dan gelen mülteciler meselesi de önemli tartışma konuları arasında. AKP ve MHP, kamuoyunda meseleyi “dindaşlarımıza sahip çıkıyoruz” şeklinde tartışarak halkı manipüle etmeye çabalıyor. Erdoğan kısa bir süre önce ABD ile arayı düzeltmek amacıyla, Afganistan’da Kabil Havaalanı’nın “güvenliğinin sağlanması”na talip olduklarını belirtmişti. Aslında görevin Biden tarafından önerildiği belirtiliyor. Olay bize tarihteki Kore Savaşı’nı anımsatıyor. Hatırlanacağı üzere Türkiye sırf NATO’ya girebilmek amacıyla Kore’ye asker göndermiş, Kore’de bulunan Amerikan askerleri ile çatışma cephesi arasında bir bariyer oluşturmuş, böylece Amerikan askerleri Kore’den “güvenli bir biçimde” çıkabilmişti. Olan ise “vatan, millet” edebiyatı ile Kore’ye gönderilen Türkiye askerlerine olmuştu. Türkiye on yıllardır ordusuyla, polisiyle, hükümetleriyle ABD’nin maşası pozisyondadır. Ne ordu halkın ordusu, ne polis halkın polisi ne de hükümetler halkın hükümetidir. Hepsi emperyalizmin oyuncağıdır. Şimdi benzer bir olay da Afganistan’da yaşanmaktadır. Sırf ABD ile son yıllarda zedelenen ilişkileri toparlamak için ABD’nin Afganistan’daki “cengaveri” kesilen AKP’nin bu politikasının halkın başına neler açacağı şimdiden biliniyor. Erdoğan Afganistan’da görev alarak ABD ile arayı düzeltmek istiyor. Afganistan’dan gelen mülteciler Suriye mültecileriyle birlikte düşünüldüğünde kitlesel göçün Türkiye nüfusunu dincileştirme amaçlı olduğu görülüyor. Göçmenler Türkiye’de ücretleri düşürmek için kullanılıyor. Erdoğan aynı zamanda Suriyeliler konusunda yaptığı gibi “açarım kapıyı” tehditleriyle Avrupa’dan para almanın, öte yandan da ABD emperyalizmin Asya’da taşeronluğunu yapmak amacıyla Afganistan’da kendisine yakın gördüğü dinci-selefi terör örgütleriyle bağlarını geliştirmenin planlarını yapıyor. Erdoğan Afganistan taşeronluğu ile ABD’den ekonomik destek de almaya çalışıyor.

Şimdi dünyadaki gelişmelere göz atalım. Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya ve Bavyera eyaletlerinde gelişen yağış ve su baskınları nedeniyle yaşanan sel felaketinde ölenlerin sayısı 170’i geçti. Almanya’da felaketin geleceği belli olduğu halde yetkililerin önlem alamamış olmaları çok düşündürücüdür. Bu sonucu İçişleri Bakanı’nın hatasından ibaret görmek yanlış olacaktır. Korona krizinde de açığa çıkmış olduğu gibi kapitalist sistem on yıllardır halk sağlığına sırt çeviriyor ve bu yüzden üst üste önemli sorunlarla karşılaşıyor. Çin’de yaşanan sel felaketinde de 25 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. 200 binin üzerinde insan ise “güvenli bölge” denilen yerlere aktarıldı. Yaşanan bu felaketlere eleştirel şekilde yaklaşılmalıdır. Piyasacı anlayış bugün dünya şehirlerinde yağan yağmurların doğal bir şekilde toprağa karışacağı küçük alanlar dahi bırakmamıştır. Haliyle onca su, eksik kalan kanalizasyon altyapılarından taşmakta, insanların ölümüne neden olmaktadır. Bu durumlarla mücadele edecek örgütlenmeler ihmal edilmektedir. Ayrıca şiddetli yağmurlar, fırtınalar, doğa felaketleri insanların altüst ettiği dünya dengesinin sonucudur. Türkiye’de Rize’de yaşanan sel felaketi sonrası durum, insanların musluklarından akan çamurlu sular ile bölgeye son yıllarda yapılan müdahaleler, AKP’li zengin Mehmet Cengiz’in taşocağı gibi doğa düşmanı müdahalelerin yaşamımızı nasıl altüst ettiği ortadadır. Yaşananlar kaderimiz olamaz.

Fransa’da insanlar hükümetin çıkarmak istediği zorunlu aşı uygulamasına karşı protestolar gerçekleştirdi. Yürüyüşlere on binlerce insan katıldı. Temmuz başında koronavirüs pandemisine karşı alınan önlemleri kaldıran hükümet vakalar artmaya başlayınca bu sefer de aşıyı zorunlu hale getirmek için düzenlemeler yapmaya çalışıyor. İnsanların toplu bulunan yerlere ancak aşı pasaportu ile alınacağı belirtiliyor. Kapitalist ülkelerin pandemiyi biyopolitik bir strateji ile halkın yaşamını denetleyen, müdahale eden ve böylesi mühim bir sağlık hakkını piyasa malzemesi haline getiren politikalarına karşı halk da elbette tepkisini gösteriyor.

Afganistan’da İslamcı Taliban’ın sözcüsü Zabihullah Mücahid TRT Arabi’ye konuştu. “Türkiye bizim kardeşimiz” diyen Mücahid, yaptığı konuşmasında Türkiye ile iyi ilişkiler içerisinde olmayı arzuladıklarını aktardı. Bilindiği gibi kısa bir süre önce de Erdoğan bir açıklama yapmış, Taliban’ın inancı ile ters bir yanlarının olmadığını belirtmiş ve bu gerici örgütle iyi anlaşabileceklerini söylemişti. Türkiye’nin Taliban ile kurmak istediği irtibat, Taliban ile AKP’nin idelojik olarak paralel olduklarını bizlere gösterir. Afganistan’da 80’li yıllardan sonra Taliban’ın Sovyetler Birliği’ne karşı emperyalizmin yardımlarıyla güçlendirilmesi ile ülkenin ne düzeyde geriye gittiği ortadadır. AKP iktidarı sonrasında Türkiye’nin durumunun ise Taliban Afganistan’ından geri kalır tarafı yoktur.

Irak’ın başkenti Bağdat’ta IŞİD pazar yerinde yine bir bombalı saldırı düzenledi. 25’ten fazla insanın yaşamını yitirdiği belirtiliyor. IŞİD en son geçtiğimiz Nisan ayında Şii’lerin yoğun yaşadığı Sadr kentine bombalı araçla bir saldırı düzenlemiş ve 4 kişiyi öldürmüştü. Bu ölümler Batılı emperyalistlerin Irak’a müdahelelerinin sonuçlarıdır.

AKP’nin Suriye’de ÖSO’culara verdiği destek ve şimdi de Afganistan’da Taliban ile kurmaya çalıştığı temasa dikkat edilmelidir. ABD, AKP ile birlikte Ortadoğu’da projelerini rahatlıkla sürdürüyor. Ne IŞİD, ne Taliban ne de ÖSO birbirinden farklı örgütlerdir. Hepsi aynı kökten gelir. Erdoğan’ın AKP’si bir yandan ABD’nin Ortadoğu planlarına koşut giderken, ülkede ise kendisine karşı gelenleri bastırmak için örgütlenmeler yapmaktadır. Daha geçtiğimiz hafta bir dönem AKP’nin “şerefli iş adamı” diye onurlandırdığı mafyacı Sedat Peker’in, 15 Temmuz sonrası kayıp silahların AKP’lilere nasıl dağıtıldığına dair ifşaatları ortadadır.

Haftanın olaylarına baktığımızda gelecek seçimlerde AKP’nin gideceği iddialarını destekleyecek bir şeye rastlayamadık. AKP ihaleleri yandaşlarına veriyor. Kitlesel göçler kapitalistlerin işine geliyor ve gericiliği desteklemeye yarıyor. ABD ve AB Erdoğan’ı kullanarak pis işlerini yapmaya çalışıyorlar. İsrail ile hızla gelişmekte olan ilişkilere değinmedik bile. Devrimcilerin sahte umutlara ihtiyacı yoktur. İnsanların içi kan ağlıyor. İşçiler, emekçiler, kadınlar, öğrenciler arasında hemen her yerde tepkiler ve mücadeleler var. Umut ilerici, demokrat ve devrimci güçlerin dinci kapitalizme karşı mücadele içinde örgütlenmesiyle, birbirimize sahip çıkmamızla ve dayanışmayla gelişebilir. Örgütsüz halk köle halktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.