Haftanın Özeti

0
439

Bu haftaki özetimizi dünyadaki gelişmelerle, sevindirici bir işçi eylemiyle başlatmak istiyoruz. 1 milyar 300 milyon kişilik nüfusa sahip Hindistan’da, geçtiğimiz ay sonunda 250 milyon emekçinin iş sağlığına ilişkin koşullara dikkat çekmek amacıyla mevcut yönetime karşı genel greve gitmesi dünya basınında pek yer bulmasa da işçi mücadelesi açısından etkili bir örnekti. Tarımda neo-liberal politikalara karşı çiftçilerin de eyleme dahil olması, hükümete karşı emekçiler cephesini kuvvetlendirdi. “Yaşasın çiftçi birliği!” sloganlarını atan eylemciler, “Ülke çapında plazaları işgal ederiz” dediler. Protestolar ve etkileri devam ediyor.

Güney Amerika ülkesi Venezuela’da Maduro’nun önderliğindeki Bolivarcı ittifak, 6 Aralık’taki milletvekili seçim sonuçlarında yüzde 62’lik oy oranı ile kazanan taraf oldu. AB ülkeleri hile yapılmayacağından emin oldukları için seçimlere gözlemci göndermediler. ABD, Kanada, Brezilya ve İngiltere seçim sonuçlarını tanımadıklarını açıkladılar. Açıklanan sonuçlardan sonra seçimleri “özgür ve adil” bulmadıklarını açıklayan AB ülkeleri, hile yapılmayacağından emin oldukları için gözlemci göndermemişlerdi. Maduro bu seçimlerle parlamentoda durumunu kuvvetlerdi ancak ne yazık ki seçimlere katılım yüzde 31 oranında gerçekleşti. Venezuela ABD’nin ağır ekonomik ambargosu altında harap edilmiş bir ülkedir. Emperyalist ülkeler Venezuela’nın yurt dışı hesaplarına da el koymaktadır.

Hemen AB Liderler Zirvesi’ne gelelim. Brüksel’de Almanya’nın dönem başkanlığında toplanan AB Liderler Zirvesi’nin en önemli konularından biri Doğu Akdeniz meselesi ile Türkiye’ye karşı muhtemel yaptırım kararları idi. Erdoğan’ın henüz yargı kararı verilmemişken, hapisteki Demirtaş aleyhine “terörist” ifadesini kullanması ve üslubunu sertleştirmesini onun tipik pazarlık metotlarından biri olarak görüyoruz. Yoksa Erdoğan zirve öncesi AB’ye karşı tutumunu ve üslubunu belirgin bir şekilde yumuşatmıştı. AB’nin Türkiye hakkında karar almak için Joe Biden’ın Ocak ayında hükümeti devralmasını bekleyeceği görülüyor. ABD ve AB’nin Erdoğan’ı devirmek ya da çok sıkıştırmak için karar almaları beklenmemektedir. Çünkü Erdoğan onlar ne isterlerse veriyor. ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi ve eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Al Monitör adlı gazeteyle söyleşide Erdoğan hakkında, onun boşluk görünce ilerleyeceğini ama sıkıyı görünce de geri çekileceğini, ifade etmiş. ABD ve AB’nin Erdoğan’dan dinci rejimini değiştirmesini isteyeceklerini sanmıyoruz. Dinciliği zaten onlar istemişlerdi. Erdoğan’ın daha sakin hareket etmesi yolundaki isteklerini kabul ettirmek için ekonomik ambargo tehditleri yeterli olacak görünmektedir.

Korona virüsüne karşı dünyada aşı önlemleri tartışılıyor. Çin, Rusya ve İngiltere’de kitlesel aşı uygulanmasına başlanırken liberal solun Erdoğan iktidarına karşı eleştirilerini Batı aşısı – Çin aşısı ikilemine sıkıştırdığı görüldü. İktidarın sağlık politikalarına karşı halkın sağlığını savunmak için “Çin aşısı mı yoksa ABD ve AB aşısı mı daha iyidir” ikileminin geliştirilmesinin Erdoğan’a yarayacağına inanıyoruz. Halk sağlığı tüm dünyada hiçe sayılıyor. Batılı ülkelerin bu konuda ne kadar kötü duruma gelmiş oldukları ortaya çıktı. Türkiye halkı ise çok daha büyük risklerle karşı karşıyadır.

Korona felaketi yeni-dünya düzeninin ürünüdür. Emperyalist güçler ölüm korkutmacasıyla insanları sürü gibi yönetilir duruma getiriyor. İnsanlar evlere hapsedilmeyi bile kendileri talep ediyor. Dinci iktidar halka dinci hayat tarzını dayatmak için “Hafta sonu içki satışı yasağı” getirdi. Yasak kamuoyunda geniş tepkilere yol açtı.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), yayınladığı Kasım 2020 raporunda son 1 ayda belirlenebilen 294 iş cinayetinin olduğunu aktardı. Rapora göre ölümlerin yüzde 54’ü koronavirüs salgını nedeniyle idi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun itiraf niteliğindeki sosyal medya paylaşımı da emeğin gündemine ilişkin önemli bir yer kaplıyordu. Hisarcıklıoğlu, koronavirüs nedeniyle 14 günlük karantina süresinin Sağlık Bakanlığı tarafından talepleri üzerine 10 güne indirildiğini belirtti. Bu durum Bakanlığın işçi sağlığı yerine patronun sermayesini düşündüğünün kanıtı idi.

Bir zamanlar halkın yaşam tarzını belirleme özgürlüğünün savunucusu geçinen AKP şimdi baskıları artırıyor. Ticaret Bakanlığı, LGBT ve gökkuşağı temalı ürünlerin 18 yaş altındaki kişilere satılmaması kararı aldı. Bu karar AKP’nin halkın yaşam tarzına doğrudan gerici bir müdahale çabasını gözler önüne serdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yağmur dualarına öncülük etme çabası ise halkın dinci yaşama kanalize edilmesi için geleneksel alışkanlıklarını istismar etmesinin yeni bir örneği oldu.

Türkiye AKP sayesinde halk düşmanı mafyacıların kendilerini “değerli Türk büyükleri” görebildikleri bir ülkeye döndü. Öyle ki normal bir burjuva ülkesinde hapiste tutulması gereken Alaattin Çakıcı isimli suç örgütü liderinin arabasının bu ülkede polisler tarafından durdurulup aranması bile “idari soruşturma gerektirecek” bir ayıp olarak görülüyor. Çakıcı’nın yakın arkadaşı olduğu söylenen Üzeyir Çakmaktaş, Çakıcı’nın arabasının durdurulup aranmasına şaşırıp, “Neler oluyor? Bu ne demek? Bu talimatı kim verdi?” diye soruyor. Çakıcı’nın artık bakan resmî statüsü istediği görülüyor.

Bu koşullarda CHP’nin “iktidara geldiğimizde” diye biten açıklamaları adaletsizliklere ne denli çarpıcı şekilde dikkat çekiyor olursa olsun etkisiz kalmaktadır. AKP’nin dinci sistemine sıkıştırılmış CHP’nin bu şartlarda daha fazlasını yapabilmesi beklenemez. Gerçek ve olumlu gelişmelerin önü devrimcilerin ve halkın örgütlülüğü ve birlikte mücadelesiyle açılabilir. Yoksa Türkiye halkı AKP’ye de Çakıcısına da patronlara da hakettikleri cevabı verecek; haklarına, özgürlüklerine, ülkesine ve geleceğine sahip çıkacak yetenektedir. Uygun koşullar sağlandığında Türkiye işçileri tıpkı Hindistanlı işçi kardeşleri gibi haklarını arayacak büyük eylemler yapacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.