Haftanın Özeti

0
282

“Barınamıyoruz!” diyen öğrenciler sokaklarda yatarken Erdoğan devletin 290 milyon dolarını Amerika’da bulunan ve 50 yıldır Türkiye’ye ait olan Türk Evi’nin yıkılıp yenisinin yapılmasına harcadı. Yetmedi, 270 bin dolar (2,3 milyon TL) daha harcayıp iki zırhlı Mercedes makam arabasını askeri uçaklarla Okyanus’u aşarak Amerika’ya getirdi. Arabaların her birinin 40 milyon TL olduğu söyleniyor. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İngiltere Başbakanı Boris Johnson sadece bilet parası vererek metroyla seyahat ederken Erdoğan, arkasında 500 arabalık konvoyla gezdi.

Geçtiğimiz haftaki özetimizde değindiğimiz ve beklenen barınma krizi, üniversitelerin yeniden yüz yüze eğitime açılma kararıyla birlikte öğrencileri derinden etkiledi. Ev kiralarındaki ciddi artış ve devlet yurtlarının yetersizliği nedeniyle barınma sorunu ile karşı karşıya kalan üniversite öğrencileri günlerdir sokaklarda sabahlıyor. Barınamıyoruz Hareketi adıyla örgütlenen ve birçok şehirde parklarda, çadırlarda yatarak tepkilerini ortaya koyan gençlere polis müdahalesi de gecikmedi. Her olaydan sonra hızla ve hazır projeleriyle ortaya çıkan TOKİ’nin söz konusu öğrenciler olunca yurt yap(a)mamasının AKP’nin bilinçli tercihi olduğunu biliyoruz. Kindar ve dindar nesil yetiştirmeyi hedefleyen AKP iktidarı, yoksulluk ve yurtların yetersizliği nedeniyle kalacak yer bulamayan gençleri, cemaat ve tarikatların kucağına itiyor. Konuya ilişkin konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise ülkenin gençlerine “Biz göreve geldiğimizde üniversite öğrencilerinin aldığı burs 45 liracıktı. Ya elinize dilinize dursun ya. Şu anda ulan 650 liraya çıktık. Nereden nereye geldik. Özellikle yurt konusunda bugüne kadar hiçbir iktidarın yapmadığı yatırımları yaptık. Bizden önceki dönemlerde böyle yurtlar söz konusu değildi.” diyerek sokakta yatmayı layık görürken, itibarı milyon dolarlar harcadığı saraylarda aramaya devam ediyor.

Erdoğan Amerika’da BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Paris İklim Anlaşmasını Meclis onayına sunmayı planladıklarını belirterek, “Tabiata en büyük zararı kim verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse iklim değişikliğiyle mücadeleye en büyük katkıyı da onlar yapmalıdır” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın “doğal kaynakları vahşice sömürenlere” atıf yaptığı konuşması sırasında AKP zihniyeti ülkenin pek çok noktasında doğayı talan etme peşindeydi. AKP’li Üsküdar Belediyesi, Anadolu Yakası’nın en büyük doğal yeşil alanı olan ve 1’inci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilen Validebağ Korusu’na yönelik talan girişimine bir yenisini ekledi. Belediye ekipleri ve polisler iş makineleriyle koruya girerek bölgeye moloz yığınları ve kum döktü. Aylardır Validebağ’ı korumak için nöbette olan yaşam savunucuları ise Belediyenin yasadışı bir şekilde koruya döktüğü kum ve moloz yığınlarını elleriyle temizledi. Yine yaklaşık 5 aydır Rize’nin İkizdere ilçesinde yandaş Cengiz İnşaat’ın taş ocağı projesine karşı direnişte olan İkizderelilerin direniş alanına ise aynı günlerde “acele kamulaştırma” kapsamında yıkım kararı verildi. 20 yıldır doğayı ve yaşam alanlarını talan ederek sömüren AKP iktidarı, yalnızca savaş, doğal afet vb özel durumlarda alınabilen “acele kamulaştırma” kararını doğasına sahip çıkan halka karşı kullanıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bay Kemal ve İttifakları” belgeselinin ilk bölümünde yaptığı “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz” sözleri ve sonrasında ortaya çıkan tartışma da haftanın en önemli konularından biri oldu. Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak HDP eski Eş Genel Başkanı ve Van Milletvekili Sezai Temelli’nin çözümün adresi olarak “İmralı’yı” göstermesine HDP içinden başta HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar olmak üzere çok sayıda isimden tepki geldi. Temelli’nin ifadesine tepki gösteren Selahattin Demirtaş da, “Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Çözümün adresi de doğal olarak TBMM’dir” diyerek tartışmaya dahil oldu. Kürt sorunu ve çözümü ile ilgili yürütülen tartışmalar üzerinden muhalefeti bölmeye yönelik beklenti içine giren Saray ise yapılan açıklamalardan umduğunu bulamadı. Türkiye egemenlerinin bölündüğü Kürt sorununda şimdi Kürt tarafının da bölünmesi ihtimali güçlenmiş görünüyor.

Geride bıraktığımız haftada ülkemizde bu gelişmeler ortaya çıkarken, dünyada da çok sayıda gelişme yaşandı.

Rusya’da Putin’in tekrar seçildiği genel seçimlerde, Komünist Parti ve gene solda yer alan Adil Rusya oylarını artırdı. Komünist Parti yüzde 18,96 oy aldı. 2016 seçimlerinde yüzde 13,34 oy almıştı. Yüzde 7,44 oy alan Adil Rusya yüzde Adil Rusya ise yüzde 6,22 oy oranıyla parlamentoya girmişti. Rusya’da seçimler öncesinde dikkat çeken bir gelişme de şuydu: Rusya’da düzenli olarak yapılan “Hangi siyasi sistemin Rusya için daha faydalı olacağına” dair sorulan soruya “Sovyetler Birliği’nin siyasi sistemi” yanıtını verenlerin sayısında artış yaşandı. Bir önceki seçim döneminde, yani 2016 yılında bu oran %37 iken, şimdilerde bu tercih %49’a yükselmiş. Yuri Levada Analiz Merkezi’nin Ağustos ayında yaptığı ankete göre, Rusların %62’si ekonominin devlet eliyle planlanıp dağıtılmasını isterken, özel mülkiyete ve piyasa ekonomisine dayalı sistemi tercih edenlerin sayısı ise %24. Sovyet siyasal sistemini ideal bulanların %62’sini 55 yaş ve üstü Ruslar oluştururken, Mevcut sistemi %22 oranındaki 25-39 yaş arasındakiler tercih ediyor. 18-24 yaş aralığında olanlar ise, Batı tipi demokrasi modelinden yana (%32).

Birleşmiş Milletler (BM) 76’ncı Genel Kurulu Görüşmeleri gerçekleşti. Açılış konuşmasını BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yaptığı görüşmelere 100’den fazla devlet ve hükümet başkanı katıldı. Konuşmasına dünya liderlerine pandemi ve iklim krizi konusunda uyarı ile başlayan Antonio Guterres “Tehlike çanlarını çalmak için buradayım. Dünyanın uyanması gerekiyor. Uçurumun kenarındayız” diyerek, “Milyonlar açken milyarderler zevkine uzaya gidiyor” ifadelerini kullandı. Kovid-19 aşısının rekor sürede bulunduğunu ancak dağıtımdaki eşitsizlikler yüzünden dünyanın “ahlaki ve etik anlamda başarısız olduğunu” belirten Guterres, “Dünyanın bazı yerlerinde son kullanma tarihi geçmiş, kullanılmamış Kovid-19 aşılarını çöpte görüyoruz. Bazı ülkelerde aşı bolluğu, diğerlerinde boş raflar. Zengin ülkelerin çoğunluğu aşılandı. Afrikalıların yüzde 90’dan fazlası hala ilk dozunu bekliyor” diye konuştu. Guterres ayrıca Afganistan, Etiyopya, Yemen, Myanmar, Suriye, Libya ve diğer ülkelerdeki krizlere ve başkaca insan hakları ihlallerine değindi. Guterres, ABD ve Çin anlaşmazlığıyla ilgili olarak “Jeopolitik bölünmeler uluslararası iş birliğini baltalıyor ve Güvenlik Konseyinin gerekli kararları alma kapasitesini kısıtlıyor” diye konuştu. Konuşmasında dijital platformlarda toplanan verilere ilişkin endişelerini de dile getiren Guterres, “Karşılaştığımız en büyük tehlikelerden biri de artan dijital platformlar, verilerin kullanımı ve kötüye kullanılması. Her birimiz hakkında geniş bir bilgi kütüphanesi oluşuyor ama o kütüphanenin anahtarları biz de değil” dedi. Guterres, dijital platformlarda veri toplanmasına ilişkin yasal çerçeveler belirlenmesi çağrısı yaptı.

Bu hafta bir önemli gelişme de geçtiğimiz yıl Ekim ayında ateşkesin imzalandığı Libya’da oldu. Daha öncesinde 24 Aralık 2021 tarihinde seçim yapılması konusunda taraflar arasında uzlaşı sağlanmıştı. Ülkede seçim süreci yaklaşırken iç savaşın taraflarından olan General Halife Hafter, askeri görevlerinden çekildi. Hafter’in 24 Aralık’ta yapılacak seçimlerde aday olması bekleniyor. Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in ve diğer meclis üyelerinin Hafter’e siyasi destek verdiği bildirildi. Yine, Libya’dan bir başka önemli gelişme, Tobruk’taki Temsilciler Meclisi, Başbakan Abdülhamid Muhammed Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti’ne sunduğu güvenoyunu çekme kararı alması idi. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), ülkede seçimle birlikte yeni bir yönetim oluşturulana kadar Ulusal Birlik Hükümeti’nin görevine devam edeceğini belirterek “gelişmelerden kaygı duyduğunu” açıkladı.

Hint-pasifik bölgesinde rekabeti ve kutuplaşmayı artıran ve geçtiğimiz hafta Avustralya, İngiltere ve ABD arasında imzalanan anlaşma -AUKUS- sonrası, Çin de karşı bir hamle yaptı. Çin’in Rusya’yla birlikte öncülük ettiği Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) Duşanbe zirvesinde, İran da örgüte üye oldu. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi yaptığı açıklamada “Dünya yeni bir döneme girdi. Hegemonya ve tek taraflılık ortadan kalkıyor. Uluslararası sistemdeki güç, bağımsız devletler lehine değişiyor.” dedi.

26 Eylül Pazar günü Almanya seçimleri olacak. Seçimlerin ardından başbakanlığın sosyal demokratlara geçeceği üç sistem partisi tarafından bir koalisyon hükümetinin kurulması; yeni-liberal ve NATO’cu politikaların ise devam etmesi bekleniyor.

Haftanın Özeti’ni İdlib istifalarıyla tamamlıyoruz. Rusya ve İran ile yaptığı anlaşmaya uymayan Erdoğan’ın Suriye İdlib’deki dinci katilleri savunmak maksadıyla oraya yeni askeri güçler gönderdiği biliniyor. İdlib’de ve Suriye’nin diğer bölgelerinde dinci katillerle işbirliğine itiraz ettikleri ileri sürülen 5 generalin istifası basına yansıdı. Suriye’de, Somali’de, Libya’da ve Azerbaycan’da fiilen savaşların içindeki ordu, son 9 ayda 80’e yakın askerini kaybetmişti. Erdoğan’ın kendi iktidarını uzatmak amacıyla giriştiği maceralar Batılı emperyalist güçlerin Türkiye için uygun gördükleri geleceğe hizmet ediyor. Erdoğan battıkça Türkiye’yi de batırıyor. Sessiz kalmak ortak olmaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.