Haftanın Özeti

0
285

Aslında çoğumuzun duyduğu, duymasa da tahmin ettiği iddialar Sedat Peker tarafından dillendirilip, inkar edenleri deşifre edince tüm dikkatleri üzerine çekmiş, buzdağının hayal meyal görünen tepeciklerini oluşturan iddialar bile dudak uçuklatmıştı. Bu iddiaların gözle görünür en belirgin sonucu muhalefet partilerinin daha cesur konuşmaya başlamaları oldu. Bunlardan sonuncusu Kılıçdaroğlu’nun bürokratlara seslenerek Erdoğan’ın değil, devletin memuru olduklarını hatırlatıp illegal işlerden ellerini çekmelerini istemesiydi. Devleti yasal çizgiye çekmeyi amaçlayan bu çağrıya Erdoğan suç duyurusunda bulunarak karşılık verdi. Erdoğan’ın koltuk değneği olan mecliste işler bu minvalde yürürken halk sokakta ekmek kavgasında.

Salgın, işsizlik, sefalet, enflasyon haberleri rutin hale gelse de yıkıcı sonuçları sokağın dilinin sertleşmesine, öfkenin daha görünür hale gelmesine yol açıyor. Bu bağlamda öğrencilerin “barınamıyoruz” diyerek başlattıkları ve bir çok ile yayılan eylemler devam ederken 19 Ekim günü İTÜ’de nöbete başlayan öğrencilere özel güvenlik saldırdı. Yaralananların da olduğu saldırıda birçok öğrenci darp edildi. Aynı günün akşamı, hasbelkader bir yurt bulabilmiş öğrencilerin barındığı Başakşehir yurdunda öğrenciler “daha ucuz ve kaliteli yemek, kotasız internet ve güvenli ulaşım” için eylemdeydi. Öğrencilere kotasız mobil internet hizmeti sunmak isteyen İBB’ye ise Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından izin verilmedi. 20 Ekimde ise İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde 51 öğrencinin yedikleri yemekten zehirlenmesi üzerine eylem başlatıldı.

Öte yandan Erasmus programıyla yurtdışına öğrenime giden öğrencilerin hibeleri kesildi. Hükümet her zamanki alışkanlığı gereği sorunun AB’den kaynaklandığını iddia etmekte. Normalde 10 ay süreli olan ve her ay 600-800 Euro arasında ödenmesi gereken hibeler bu yıl ya hiç ödenmeyecek ya da en erken şubatta olmak üzere 2.5 ay ödenecek. Kur farkının yüksek olması ve ailelerin geçim sıkıntısı nedeniyle mağdur olan on bin civarındaki öğrenciden bir çoğunun eğitimini bırakarak ülkeye dönmek zorunda kalacağı söyleniyor.

En temel hakları için direnenler sadece öğrenciler değil elbette. Emek cephesinde de direnişler ve dönem dönem kazanımlar sürüyor.

İçinden geçtiğimiz haftada Cargill’de 1280 gün sonra olumlu bir gelişme yaşandı. Tekgıda-İş Sendikası, Cargill’de yetki tespit belgesini aldıklarını açıkladı. Bursa’da bulunan Cargill fabrikasının önünde yapılan açıklamada Cargill işverenine yıllardır işçilerin yürüttüğü örgütlenme faaliyetine saygı göstermesi, bir an önce toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlaması ve atılan işçilerin işlerine yeniden başlatılması çağrısı yapıldı. Bilindiği üzere Cargill’de 2018 yılında sendikal faaliyet yürüten 14 işçi “kota fazlası” gerekçesiyle işten atılmış ve işçiler fabrika önünde direniş başlatmıştı. Bir başka güzel haber de Bel Karper’den geldi. 6 aydır süren direniş kazanımla sonuçlandı. Tekgıda-İş Sendikası, Bel Karper patronunun sendikayı tanıdığını, TİS görüşmelerinin kısa süre içinde başlayacağını ve atılan 6 işçinin ise işlerine döneceğini duyurdu. Bel Karper’de Tekgıda-İş Sendikası’nın yetki almasının ardından patron, 6 işçiyi işten çıkarmıştı. Bunun üzerine direnişe geçen işçilere içeriden de büyük bir destek geldi. Bel Karper patronu, işçilerin birliği ve mücadele azmi karşısında ancak 6 ay dayanabildi.

Cargill ve Bel Karper’de yaşanan olumlu gelişmelerin yanı sıra Bakırköy Belediyesi işçileri de bu hafta önemli bir kararlarını duyurdular. Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Sendikası’nda örgütlü işçiler, belediye ile yürütülen TİS görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine belediyeye grev kararını astılar. Grev kararının asıldığı gün, Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Savaş Doğan tarafından yapılan açıklamada, belediyenin işçilere sıfır zam teklif ettiği ifade edildi.

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda yine CHP’ye bağlı İstanbul’un bazı belediyelerinde TİS görüşmeleri yaşanmış ve belediye yönetimlerinin işçilere komik miktarlarda zam önerileri yaptıklarına şahit olmuştuk. Kılıçdaroğlu ve CHP’nin birçok yöneticisinin her gün Türkiye’de artan yoksulluğa ve pahalılığa dikkat çektiğini görüyoruz. Anlaşılan o ki CHP’li yetkililerin halkın ekonomik darboğazdan çıkması için vaat ettikleri onca şeyin somutta bir karşılığı yokmuş. Bir an önce Bakırköy Belediyesi işçilerinin sesine kulak verilmesini ve insana yaraşır bir ücret artışı yapılmasını diliyoruz.

Toplumun emekçi kesimleri açlıktan feryat ederken Erdoğan bu hafta kendisine %14 zam yaptı. Emekli maaşıyla beraber 140 bin lira olan maaşı 50 aylık asgari ücrete eşdeğer. Bu maaşa tenezzül eden kişi, parmağındaki yüzükle iktidara gelip içine düştüğü denizin nimetlerinden yararlanabilmek “becerisi” sayesinde aynı zamanda dünyanın sayılı zenginlerinden oldu. Asgari ücretli ise o maaşından ev kirası, yemek, elektrik, ulaşım vb. parası ödüyor. 50 asgari ücret tutarında maaş alan Erdoğan’ın sarayının, uçak filosunun, arabalarının vb. bütün masrafları da devlet tarafından ödeniyor. Yemek dahil bütün harcamaları devlet tarafından ödeniyor.

Türkiye, Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu (FATF) tarafından kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede başarılı olamadığı için ‘gri liste’ye alındı. Karar Paris’te yapılan 3 günlük toplantının ardından bugün (21.10.2021) alındı.

Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force – FATF), “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı” ile mücadelede uluslararası standartlar oluşturmak ve söz konusu standartlarla uyumlu yasal ve kurumsal tedbirlerin alınması ve bu tedbirlerin operasyonel açıdan etkili bir şekilde uygulanmasını teşvik etmek amacıyla 1989 yılında G-7 ülkelerinin (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada) Paris’te yaptıkları toplantısında kurulan hükümetler arası bir organizasyon. Bu durum finans bulmakta zorlanan Türkiye’nin daha da sıkışacağı anlamına geliyor.

Yatırım gibi bir derdi olmayan, yalnızca ülke kaynaklarını çalan iktidarın dış kaynak bulması pek mümkün görünmüyor. Tükenen değirmene su bulmak için AKP artık yağımızı çıkarmaya karar vermiş olmalı. Zamlar günlük yağmaya başladı. Sigaraya yapılan zammın ardından benzin, motorin, LPG ve doğal gaza neredeyse saat farkıyla zam yağıyor. Meclise sunulan yasa teklifinden anlaşılıyor ki 2022’de de zam ve vergiler bugünlere rahmet okutacak. Üçüncü milenyumda toplum olarak tarih kitaplarından öğrendiğimiz köleci düzende yaşamaktayız.

Toplumun ezici çoğunluğu kölelik koşullarında yaşarken doların yükselmesiyle paradan para kazananlar yine mutlu edildi. Merkez Bankası’nın politika faizini %18’den %16’ya çekmesiyle Dolar 9.47 TL oldu, Euro ise 11 TL’yi geçti.

Önümüzdeki dönemde mafyanın şantaj kasetleri biraz daha sık karşımıza çıkacak, siyasetin dizaynında kasetler de yeniden yerini alacak gibi görünüyor. Bunlardan ilkine Kıbrıs’ta rastladık. Bahis ve kumarhane patronu ve sağ siyasetçilerle girift ilişkilere sahip olan, adını Sedat Peker’den duyduğumuz Halil Falyalı’nın tutuklanmasının ardından Başbakan Ersan Saner’in kaseti internete düş(ürül)dü. İstifa etmesi bekleniyor.

Bilaloğlan’ın vakfı TÜRGEV ve TÜGVA’ya yönelik CHP’nin araştırma önergesi de her zamanki gibi reddedildi. Gülen Cemaati yöntemleriyle kadrolara insan yerleştirmede, görevde yükselmede TÜGVA’nın tezgahından geçmeyenin şansı pek bulunmuyor.

DSÖ covid salgınının 2022’de de devam edeceği uyarısı yaparken Türkiye’de bazı hastanelerde neredeyse hasta muayene edecek doktor kalmadığını Genel Sağlık İş Sendikası başkanı Dr. Derya Uğur’dan öğrendik. Mobinge, şiddete maruz kalan, özlük hakları verilmeyen, izinleri bile yasaklanan doktorlar akın akın istifa ediyor. Doktor yetersizliği nedeniyle bakanlığın muayene süresini 5 dakikaya çekmesine karşı, 20 Ekim’de bir çok ilde doktorlar protesto açıklaması yaptı. Gözü kesse “aşı olmayın diyecek” bir noktada duran Medipol Hastanelerinin sahibi bakan, aksesuar görevinden öte tamamen işlevsiz konumda.

Türkiye’de durum bu iken, Rusya covid salgınında en üst seviyeye ulaşıldığını belirterek 30 Ekim-7 Kasım arasında çalışanların maaşını vermek kaydıyla tatil ilan edildiğini açıkladı.

İtalya’da ise, aşı karşıtlarının eylemi sırasında İtalya’nın en büyük sendikası CGIL’e saldırmalarına tepki olarak büyük bir protesto eylemi yapıldı. “Faşizm bir daha asla” başlıklı gösteriye, CGIL’in yanı sıra diğer büyük sendikalar UIL ve CISL sendikaları da destek verdi. Üç sendikanın üye sayısının 10 milyonun üzerinde olduğu aktarılıyor. Sendikaların ortak gösterisine öğrenci örgütleri, faşizme direnen partizanların kurduğu ANPI derneği ve binlerce vatandaş da katıldı.

Erdoğan’ın kendilerinden farklı görmediği Taliban, ABD’nin Afganistan’ı terk etmesinin ardından Kabil’e girmişti. Tüm dünyaya “ılımlı İslam” mesajı vermeye çalışan Taliban’ın Afganistan Genç Kadın Voleybol Milli Takım sporcusu Mahjabin Hakimi’yi kafasını keserek öldürdüğü bildiriliyor.

Dondurma yemeyi ve çarpışan otoya binmeyi ılımlılık mesajı vermek zanneden değer sisteminin nerede olursa olsun, değil genel olarak haklara saygı göstermek, en temel hak olan yaşam hakkına bile saygı gösteremeyeceği şüphe götürmez. Bunun  en belirgin  örneklerini teokratik yönetimlerin iktidarda olduğu ülkelerde görüyoruz.

Sağ kesimin hiç bir zaman antiemperyalist olamayacağını bugün, Suriye teskeresine İYİP “evet” diyerek bir kez daha kanıtladı. BOP Projesi’nin mimarları dışındaki herkesin aleyhine olan savaşta -muhtemelen AKP sonrası için iktidara gelmesi istenen- İYİ Parti bir kez daha gerçek yüzünü göstermiş ve masum gençlerin öldürülmesini desteklemiştir.

Her ne kadar bizim ülkemizde sağ politikalar halen güçlü gibi görünse de solun yükselişe geçtiği ve emek mücadelesinin yeniden canlanmaya başladığı da bir gerçek. Sadece ülkemizde değil dünyada genel olarak solun yükselişe geçtiğini söylemek mümkün. Bunun son örneğini İtalya’da gözlemledik.

İtalya’da Ekim ayının ilk haftası yapılan yerel seçimlerde Milano, Napoli ve Bolonya gibi büyük şehirleri ilk turda kazanan Demokrat Parti (PD) liderliğindeki merkez sol ittifak, ikinci tur seçimlerin yapıldığı Roma ve Torino’da kazanan taraf oldu. Başkent Roma’da merkez sol ittifakın adayı eski Ekonomi ve Maliye Bakanı Roberto Gualtieri yüzde 60 oy alarak belediye başkanı seçilirken, aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri Partisi (FDL) adayı Enrico Michetti yüzde 40 oy aldı. Michetti’nin seçim kampanyasında sarf ettiği ifadeleri, aşı karşıtlarının ve neo-faşist grupların gösterilerde bulunması toplumda büyük tepki almıştı. Seçimlerin hemen öncesinde Roma’da düzenlenen faşizm karşıtı gösteriye 200 binden fazla kişi katılmıştı.

Dünyada rüzgar soldan eserken yoksulluğun hızla arttığı ülkemizde emekçiler “Geçinemiyoruz!” diyerek seslerini yükseltmeye çalışıyor. Türkiye’de birleşik emek muhalefeti yanlısı güçler 24 Ekim Pazar günü saat 15’te Kartal Meydanı’nda toplanarak taleplerini belirtecekler. Geride bıraktığımız hafta yeni bir dünya ve yeni bir Türkiye için mücadelenin gelişeceğine işaret ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.