İlerici kesimde Batı hayranlığı

0
579

HAMZA YALÇIN

Muhalefetin AKP’yi Avrupa aşısı yerine Çin aşısı (CoronaVac) satın alması üzerinden eleştirmesi bize sorunlu geliyor. Konuyu biraz tartışmak istedik. Aşağıda korona aşılarına, koronadan ölümlere, dünyanın gidişine ve Batılı ülkelerin Türkiye’deki rollerine kısaca bakarak sözü muhalif kesimlerdeki Batı hayranlığına bağlayacağız.

Çin aşısının ciddi ve kalıcı yan etkisini duymadık. Ancak en ünlü Batılı aşılarda bile (covid19) yüz felci ve ölüm gibi olaylar yaşandığı raporlarıyla karşılaşıyoruz.

Önümüzde İsveç’in resmî sağlık kuruluşunun (Läkemedelsverket) 25 Ocak tarihinde güncellenmiş raporu var. Rapor; Pfizer/BioNTech aşısı ile Moderna aşısı hakkındaki yan etki şikayetlerini rapor ediyor. Aşı 2020 yılının 52’nci haftası ile 2021 yılının 2’nci haftası arasındaki sürede, 146 075 doz kullanılmış. 292 şikayet rapor edilmiş. 205’i ciddi olmayan önemde 87’si ise ciddi önemde şikayetler olarak sınıflandırılmış. “Ciddi önemde” bulunan yan etkiler; ölüme sebep olan, hayati tehlike arz eden, hastanede tedavi gerektiren, felce yol açan, vücudun yapısını bozan ya da başkaca önemli sağlık sorunlarına yol açan etkiler olarak sınıflandırılmış.

COVID-19 Vaccine Moderna isimli aşı ise aynı dönemde 10 800 adet gelmiş, 700 adedi kullanılmış. Gelen 3 şikayetten 2’si “ciddi önemde olmayan”, birisi ise “ciddi önemde” şeklinde sınıflandırılmış.

Norveç’te Biontech-Pfizer aşısı yapılan 33 insanın bir kaç gün sonra öldüğü rapor edilmiş. Bu insanların 75 yaş üzeri ve başkaca hastalıklara sahip olduğu belirtiliyor.

Çin aşısı CoronaVac hakkında verilen bilgiler ise onun organik yöntemlerle üretildiğine, koruyucu özelliğinin aslında etkili, yan etkilerinin hafif ve geçici, aşının taşınmasının ve muhafaza edilmesinin ise kolay olduğuna işaret ediyor. Hem Biontech-Pfizer hem de Moderna aşıları çok soğukta muhafaza edilmesi sebebiyle İsveç gibi gelişmiş ülkeler için bile özel zorluklar yaratıyor.

İsveç’teki aşılamada karşılaşılan riskleri hakkında ilk kez radyo haberiyle bilgilenmiştik. 20 Ocak tarihli İsveç radyosunda Lunchekot adlı haber programında o güne kadar 146 binin üstünde aşılanan kişi arasında 160 kişide yan etki kuşkusu saptandığı; içlerinde 40’ın üzerinde kişinin durumlarının ciddi olduğu; 5 adet aşırı alerji, 2 adet yüz felci saptandığı; 16 kişinin ise aşı olduktan bir süre sonra öldüğü belirtiliyordu. Haberi gazetelerde bulmak zordu. İnsanların aşıdan kaçmaması için olabilir çünkü domuz gribi aşısının korkutucu yan etkileri hafızalardadır.

Şimdi Korona’dan ölüm oranlarına bakalım. 26 Ocak 2021 tarihli (Türkiye saati ile 16:00) rapora göre aşağıdaki ülkelerde 1 milyon kişi başına koronadan ölüm sayısı şöyle. Toplam ölüm sayısını yanlarında parantez içinde vereceğiz.

Belçika: 1791 (Toplam ölüm: 20 bin 814).
İngiltere (Birleşik Krallık): 1447 (Toplam ölüm: 98 bin 531).
ABD: 1299 (Toplam ölüm: 431 bin 392).
Fransa: 1125 (Toplam ölüm: 73 bin 494)
Almanya: 636 (Toplam ölüm: 53 bin 402)

Koronayla mücadelede daha iyi durumdaki Kuzey (İskandinavya) ülkelerine de bakalım.
İzlanda: 85 (Toplam ölüm: 29 kişi)
Norveç: 101 (Toplam ölüm: 548)
Finlandiya: 118 (Toplam ölüm: 655)
Danimarka: 346 (Toplam ölüm: 2010)
İsveç: 1086 (Toplam ölüm: 11 bin 5).

İngiltere ve ABD 1980 sonrası yeni-liberalizmin anayurdu ülkelerdir. Yeni-liberal yani aşırı sermaye yanlısı politikalar halk sağlığında çok yıkıcı etki yaratmış. İsveç’te diğer İskandinav ülkelerden daha yüksek ölümler yaşanması sadece İsveç’in Koronayla mücadele stratejisinden değil aynı zamanda son 30 yıl boyunca ülkede sosyal harcamaların azalması ve eşitsizliklerin artmasıyla ilgilidir. Pandeminin ilk dalgasında İsveç’te gelir düzeyi düşük olanlar arasındaki ölüm oranı riski gelir düzeyi yüksek olanlar arasındakinden dört kat daha fazlaydı.

Bir de Çin’e bakalım: Çin’de her 1 milyon kişiden sadece 3 kişi ölmüş. Toplam ölüm ise 4 bin 636. Hemen Küba’yı da not edelim. Yoksul Küba’da bu sayı 1 milyon kişide 17. Toplam ölüm sayısı ise 197 kişi.

Bu rakamlar Batı hayranlığının propaganda ürünü olduğunu gösteriyor. Ama Batılı ülkeler uzun dönemdir ve hala dünyanın en gelişmiş ülkeleridir. İleride olanın geridekini, güçlü olanın zayıfı, zenginin fakiri, güçlünün kendisinden daha az güçlüyü, yönetenlerin yönetilenleri, ezenin ezileni her bakımdan küçümseme eğilimi sınıflı toplumların doğasına uygundur. Avrupa ve Amerika bu eğilimdedirler. Her şeyin en iyisinin kendilerinde olduğunu iddia ederler. Dilimizdeki “Alaman Malı”, “Yapma değil Avrupa” gibi deyimler bu üstünlük anlayışının Türkiye’ye yansımasıdır.

Ancak Batılı ülkeler tarihsel üstünlüklerini her bakımdan kaybetme sürecine girdiler. Dünya ekonomisi ve ticareti Uzak Asya’ya kayıyor. Yakın zamana kadar “çakma” mal üreten Çin artık en ileri teknolojide Batı’ya meydan okuyor. ABD devleti Çin’in Huawei şirketiyle rekabet edebilmek için politik baskı metotlarını kullanıyor.

2020 yılında Batı ekonomileri yüzde 5,4 oranında küçültürken, Çin yüzde 2,3 oranda büyüdü. Dünya Bankası Çin’in milli gelirinin 2021 yılında yüzde 7,9 büyümesini beklemektedir. Dahası, ABD’de ve Batı’da işçilerin uzun süredir ekonomik gelişmelerden pay alamadığını görüyoruz. Çin’de ise tam tersi söz konusudur. ABD’de 2019 yılında saat başına düşen ortalama gerçek ücretlerin 1973 yılındakinden daha aşağıda olduğu, Çin’de 2019’a kadarki son 25 yılda saat başına düşen ortalama ücretin ise 4 katına çıktığı belirtilmektedir. Çin’de hayat standartları Batı’ya göre hala çok daha geridedir ama Batılı ülkelerde emekçiler aleyhine önemli gelişmeler yaşanıyor. Ekonomik gelişme ve çevre ilişkisine de bakabiliriz. Çin’i karbon salınımında en belalı ülke gösteren istatistikler nüfus başına karbon salınımı kıyaslamasından kaçınmaktadırlar. Diğer yandan Çin’in şimdiden Fransa büyüklüğünde bir çöl coğrafyasını ağaçlandırdığı ve dev ağaçlandırma projesinin devam edeceği bilinmektedir.

Çin’in ilerliyor olmasından kimse “Bizi Çin kurtarır, Çin’e yanaşalım” düşüncesi taşıdığımız sonucu çıkarmasın. Kimsenin yanaşması olmayalım. Kendi gücümüze güvenelim. Ne Batı ne de Çin propagandasına inanalım. Gerçeğe eleştirici gözle bakalım. Batı’nın demokratik ve ilerici birikimi elbette değerlidir. Mücadelemizde destek alabileceğimiz uluslararası demokratik kurumları yok sayamayız. Batı aynı zamanda gericiliğin kalesidir.

Batılı ülkeler 1980 ve 1990 sonrası sağlık, eğitim, sosyal haklar konusunda alabildiğine gerilemektedirler. İsveç’te yeni yayınlanan bir kitapta (Klass i Sverige: Ojämlikheten, makten och politiken i det 21:a århundradet) İsveç’te 50 yıl boyunca verilen mücadelelerle sağlanan eşitliğin kaybedildiğini, İsveç’in sınıf farklılıkları bakımından 1940’lı yıllardaki seviyeye düştüğü belirtiliyor.

Batılı ülkelerin koronayla mücadelede olağanüstü başarısız kalmalarında, Avrupa’daki ırkçı partilerin yükselişlerinde ve ABD’de Trump yönetiminin zar-zor iktidardan uzaklaştırılmasında görüldüğü gibi Batılı ülkelerde hızla sınıf eşitsizlikleri ve faşizm gelişiyor.

Batı’nın ve Batı’dan gelenin üstünlüğü sıradan insanlar tarafından bile sorgulanıyorken ilerici kesimlerde Batı hayranlığının artmasını endişeyle karşılıyoruz. Bu gelişmeyi incelediğimizde, arkasında Türkiye solunu yedeklemeye çalışan güçlerin bulunduğu görülecektir.

Türkiye devrimci hareketi dinciliğin ve faşizmin coğrafyamıza ve ülkemize hep Batı’dan geldiğini vurguladı. Anti-emperyalist bakışa sahip devrimci hareket zayıflayınca ilerici kesimde, Batı hayranlığının önü açıldı.

Ülkemizde Avrupa aşısının üstün görülmesinde AKP’ye güvensizliğin etkisi açıktır. AKP iktidarı her konuda çok fazla yalan söylediği için haliyle güvensizlik yaratıyor. AKP Türkiye ekonomisini bu duruma getirmiş olmasaydı ve Batılı ülkelerden kolayca aşı temin edilebiliyor olsaydı öyle sanıyoruz ki Batı’dan aşı alırdı. Çin bir tercih değil de parasızlıktan zorunluluk gibi görünüyor. Türkiye ilerici hareketi AKP’nin Batılı ülkelerle ağız dalaşına kanarak Batılı devletleri dost görmeye başlarsa hata eder. Bir ara muhalefet çevrelerinde yükselen “AKP’nin Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırıyor” şikayetlerini hatırlamadan edemedik. Batı’dan dinci ve faşist iktidarlar öncülüğünde uzaklaşmanın Türkiye’nin yararına olacağını elbette düşünmüyoruz. AKP’nin anti-emperyalist olduğuna ise hiç inanmıyoruz. Dinci ve faşist iktidarların Batı’nın hediyesi olduklarını biliyoruz. Batılı ülkeler Türkiye ilerici hareketini sadece kullanırlar.

Batılı ülkelerdeki demokratik birikim, uluslararası demokratik kurumlar, işçi hareketi, çevre hareketi ve ilerici hareketler mücadelemizde elbette çok değerlidir. Onlara sırt çevirelim diye yazmadık. Ülkemizde demokrasi mücadelesini Batılı ülkelerdeki egemenlerin güdümüne yerleştirmek isteyen güçler var. Buna dikkat çekmek istedik. Bu güçler dün AKP iktidarının önünü açmaya hizmet ettiler. Türkiye solu bu güçlerin yedeğine girerse tasfiye olur. Gelişmemiz anti-emperyalist çizgide kararlı yürümemizle mümkündür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.