Kadıköy Belediyesi grevi üzerine bir değerlendirme ve sendikal zorbalık

0
912

İnan Kaloğulları

Geçtiğimiz hafta Kadıköy Belediyesi’nde başlayan işçi grevi ülkemizdeki başka birçok direnişler gibi önemli bir etki yarattı. 3 gün süren grev birçok konuda öğretici bir tecrübe yarattı. Sendikaların ve belediyelerin işçilere yaklaşımının daha açık şekilde görülmesini sağladı.

Türkiye’deki tüm belediye işçileri umudunu KHK geçişi sonrası yapılacak toplu sözleşmelere bağlamıştı. 1 Temmuz 2020 tarihinden itibaren geçersiz kalacak olan Yüksek Hakem Kurulu Sözleşmesi çalışanları nefes alamayacak seviyelere kadar geriletmişti. 450 bin belediye emekçisi yıllar içinde çok büyük kayıplar yaşadı ve umutlarını özgün koşullarda yapacakları toplu sözleşmelere bağladılar.

İşçiler 2018 yılının Nisan ayında Kanun Hükmünde Kararname zorbalığı ile belediye şirketlerine geçirildiğinde onlar için çok büyük hak kayıplarının ve ekonomik zorlukların kapıları da aralanmış oldu. Yaklaşık 3 yılı bulan bu süreçte asgari ücret toplam olarak yüzde 76.21 oranında artarken işçilerin maaşları altı ayda bir yapılan yüzde 4’lük zamlarla toplamda sadece yüzde 16 oranında artı. Yıllar içinde maaşlarında yüzde 60’lara varan kayıplar yaşadılar ve giderek asgari ücret seviyelerine kadar gerilediler.

Baskı ve sömürü biçimlerinde bir değişiklik olmadı, güvencesizlik ise azalmayarak devam etti. Bu düzenleme ile belediye çalışanlarının kadro beklentisinin önü büyük ölçüde kapatılmış oldu. Taşeronluk sistemi belediyelerde yasal yollarla daha da kalıcı hale getirildi.

Tüm belediye çalışanları gibi Kadıköy Belediyesi işçileri de bu ekonomik zorluklardan aynı oranda etkilendiler. Her gün sefalet koşullarına doğru itildiler. Çok uzun süre boyunca yeni bir toplu sözleşme yaparak sorunlarını çözülmesini beklediler fakat ekonomik talepleri çözümsüz bırakıldığı için adım adım greve doğru itildiler. Kadıköy Belediyesi işçileri yaşadıkları zorluklar dikkate alınmadığı için 16 Şubat gecesi saat 24.00’dan sonra greve çıktılar.

Grevin ilk günü belediye çalışanları arasında büyük bir kararlılık hakimdi. İşçiler, temsilciler ve şube yöneticileri kararlılıklarını yaptıkları açıklamalar ile sık sık vurguladılar. Bu coşku dolu greve kısa süre içinde diğer belediyelerden, demokratik kamuoyundan ve Kadıköy halkından da önemli destekler verildi. Grev alanları yoğun şekilde insanlar tarafından ziyaret edildi ve işçilerin talepleri sosyal medyadan güçlü bir dayanışma ile sahiplenilerek yaygınlaştırıldı. Ortaya çıkan bu hareketlilik sendika genel merkezinde, işveren çevresinde ve CHP içinde de bir hareketlilik yarattı.

Belediye yönetimi 81 maddelik sözleşme taslağında imzalanmayı bekleyen parasal maddelerle ilgili sürekli bir direnç gösterdi. Aylarca süren görüşmelerden sonra en sona ekonomik çerçevedeki 11 madde kaldı. Tıkanan bu sürece sendika genel merkez yöneticileri dahil edildi ve sendika bürokratları çözüm üretme iddiası ile işverenle görüşmeler yapmaya başladılar. Sendika genel merkezinin işçiler aleyhine davranma eğilimi grev alanında sık sık tartışıldı fakat bu konuda etkili bir önlem maalesef alınamadı.

İşçiler grevin ilk gecesinde birlik ve kararlılık halinde soğuktan korunmak için yaktıkları ateşlerle hem grev alanını hem de yürekleri ısıttılar. Çeşitli grev noktaları belirlendi, grev gözcüleri seçildi, sahayı gezecek kişiler belirlendi, nöbet listeleri oluşturuldu ve yemek organizasyonu yapıldı. İktidar medyasının CHP belediyelerini halkın gözünde istismar etmesinin önüne geçmek için basına sağlıklı açıklamalar yapacak görevliler dahi belirlendi. Çalışanlar, virüs salgını nedeniyle evlerinde karantina altında bulunan hastalara, cenazesi bulunan halka ve belediyenin sağlık kurumlarında hizmet vermeye devam etme kararı aldılar. İşçiler yapılan toplantılarda taviz vermeyecekleri tek konunun grev kırıcılığı olduğunun altını çizdiler.

Grevin kamuoyunda yarattığı etki nedeniyle belediye başkanı işçilere önerdiği 3.200 TL’lik taban ücreti ve yüzde 7’lik zam oranını gerçek dışı bilgi olarak “…toplam net gelir 4 bin 972 liralık teklifimiz, sendika temsilcileri tarafından kabul edilmemiştir” şeklinde açıkladı. Çalışanların linç edilmesine dönüşen bu açıklama nedeniyle işçiler yüksek düzeyde ücret alıyormuş gibi gösterildi ve “nankör”, “hain” gibi ithamlarla suçlandılar. Çalışanlar, yedikleri yemeklerin ve kullandıkları servislerin maaşlarına bir para karşılığı olarak yansıtılıyor olmasına tepki gösterdiler ve bu yaklaşımı kınadılar.

Aynı gün işveren tarafının çalışanlara önerilen gerçek rakamlar kamuoyu ile paylaşıldığında ise birçok insan işçilere sahip çıktı ve sendikanın paylaştığı doğru rakamlar sosyal medyada elden ele yayıldı. Çalışanlara kötü sözler söyleyenlere ve Belediye Başkanına karşı tepkiler de giderek arttı.

İşçiler grevin ikinci günü daha güçlü şekilde desteklendiler. Dayanışmanın umut yaratan sıcaklığı grev alanında etkili şekilde hissedildi. Çeşitli kurumlar dayanışmacı yönleriyle greve sahip çıktılar. Belediye binasında ve şantiyelerde büyük coşku hakimdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden grevi etkisizleştirmek için Kadıköy sınırlarına gönderilen temizlik araçlarına sık sık müdahale edildi. İşçilere saygılı davranıldı ve grevin haklılığı anlatıldı.

Coşkulu kararlılık nedeniyle toplu sözleşme görüşmelerinin birkaç gün içinde işçiler yararına sonuçlanacağı belirtiliyordu. Temsilciler, şube yöneticileri ve işçiler arasında yaşanan farklı muhalif tutumlar grev alanında ortak amaçlarla hareket eden dayanışmacı ve samimi bir yakınlık olarak hissedildi. Mücadelenin birleştirici yanı insan ilişkilerine de güçlü şekilde yansıdı.

Temsilciler sohbetler esnasında grev alanında bir güven ortamının geliştiğini belirtiyorlardı. İlişkilerde kolektif bir tutumun hâkim olduğu ve önemli konuların şeffaf şekilde tartışılarak kararlaştırıldığı ifade ediliyordu. Daha sonra ise bu güvenin zarar verici bir rehavet yarattığı da belirtildi.

Genel-İş sendikasının genel merkez yöneticileri grevin ilk gecesi temsilci ve şube yöneticileri ile bir toplantı yaptılar. Toplantıda şube yöneticileri sözleşmeyle ilgili en son kararı temsilci ve işçilerin vereceğini, aldıkları ortak kararın bu yönde olduğunu belirtmişlerdi. Temsilciler ise toplantıda grev fonunun sendikanın gündeminde neden olmadığını sordular ve ekonomik talepleriyle ilgili taviz verilmemesi gerektiğini belirttiler. Genel merkez yöneticilerini hem eleştirdiler hem de uyardılar.

Toplu Sözleşme Daire Başkanı Çetin Çalışkan, Araştırma Daire Başkanı Nevzat Karataş ve Toplu Sözleşmeler Daire Müdürü Engin Sezgin grevin ilk günü belediye yönetimi ile görüşmeler yaptılar ve temsilcilerle bir araya geldiler. Grevin ikinci günü ise Örgütlenme Daire Başkanı Taner Şanlı ve Eğitim Daire Başkanı Mehmet Salih Doğrul grev alanına gelerek belediye ve temsilcilerle görüştüler. Temsilciler kendileriyle yapılan her iki toplantıda da genel merkez yöneticilerini güven verici olmadıklarını sık sık belirttiler.  

Büyük coşkuyla başlayan ve birkaç gün içinde işveren tarafının direncini kıracağı düşünülen grev ikinci günün gecesinde sendika genel merkezinin gizlice yapılan anlaşması ile başarısız bir eyleme dönüştürüldü. İşveren tarafının ekonomik rakamları yukarı çıkarması için şube yönetiminin genel merkezden istediği yardım işçilere büyük bir hayal kırıklığı olarak geri döndü. Sendika genel başkanı Remzi Çalışkan’ın sözleşmeyi kendi inisiyatifi ile onayladığının açığa çıkması işçilerde büyük bir öfke yarattı.

Sendika bürokratlarının her fırsatta işçiler aleyhine geliştirdikleri zorbalık iki gündür grevde olan işçiler için bir nefrete dönüştü. Direnmiş ama sendikacılar tarafından “satılmış” işçiler bu öfkeyi en çok şube yönetimine, yer yer sendika temsilcilerine ve kimi zaman ise birbirlerine yansıttılar. Oluşan moral bozukluğu alanda bazı ufak tartışmalar yaşanmasına neden oldu.

Şube yönetimi işçilere genel merkezin aldığı bu kararı tanımayacaklarını belirttiğinde işçiler bu kararı çok çabuk şekilde benimsediler. Kısa süre içinde daha kararlı bir direnme tutumu ortaya çıktı. Sloganlar daha gür atıldı ve yumruklar daha güçlü sıkıldı. Fakat güçlü bir irade gösterilemediği için grev süreci işçilerin morallerinin bozulduğu ve temsilciler arasında istifaların tartışıldığı bir çözülme sürecine doğru dönüştü. Grev esnasındaki coşku ve kararlılık bir sür sonra azaldı ve işçiler arasında umutsuzluk gelişti. Grev alanında ağlayan kimi insanları görmek üzüntü vericiydi.

Grev sonrası başarısızlıktan en çok şube yönetimi sorumlu tutuldu. Remzi Çalışkan ile şube yöneticilerinin genel merkezin rakamları yukarıya çıkarmasına aracılık etmesine dönük telefon görüşmesi kimi çevreler tarafından şube yönetiminin sinsi hesaplarla işçileri sattığı şeklinde yansıtıldı. Şube yönetimi bu iddiaları reddetti ve “sadece 70 madde de bizim imzamız var, 11 madde bizim değildir, onun altında bizim imzamız yok. Buna rağmen bu sözleşme işçinin onuruyla, dik duruşuyla, üç günlük greviyle taçlandırılmıştır ama sonu hepimizi üzmüştür” açıklaması yaptı.

Haklı eleştirilerin yanında şube yönetimine karşı yıkıcı eğilimlerle hareket eden muhalefetin Ataşehir’de grev ilanının asılması eylemini gölge düşürecek noktaya vardırması emekçiler tarafından sorgulanmalıdır. Yıkıcılık, birbirini alt etme ve polemik gibi tutumlar emekçilere ait bir kültür olmamalıdır.

Sendika genel merkezinin parasal maddeleri işçilerin onayını almadan gizlice imzalamış olmasına karşı geliştirilmek istenen kararlılık çağrısının devam ettirilmemiş olması önemli bir eleştiri konusu oldu. Çeşitli zorlukları barındırsa da greve dair bir kararlılık varken bunun ileriye taşınması beklentisi çoğu insan tarafından dile getirilen bir beklenti oldu

Grev sürecini başarılı şekilde örgütleyen ve sayıları 60’a yakın olan sendika temsilcilerinin genel merkezin sözleşme sürecine müdahale etmesine karşı bir önlem alabilmeleri mümkün müydü, sorusu grev alanında çokça tartışıldı.

Grev sürecinin daha başarılı olması için demokratik kamuoyu ile bir araya gelerek onlara greve dair bilgiler vermek ve fikir alışverişine dönüşecek bir diyalogun yaratılmasının greve önemli bir katkı sunacağını belirtenler oldu.

Kadıköy Belediyesi’nde yaşanan genel merkez müdahalesi Genel-İş çatısı altında bulunan diğer belediye çalışanlarını da kaygılandırdı. İşçiler “birileri gelip imza atacaksa biz neden çabalıyoruz” sorusunu daha çok sormaya başladılar.

Kadıköy grevi Genel-İş genel merkez yöneticilerinin giderek daha çok sorgulandığı önemli bir grev oldu. Sendika bürokratları, kimsenin onları savunamayacağı biçimde işçiler tarafından yüksek sesle ve öfkeli şekilde eleştirildiler. Kamuoyu sendikal zorbalığı tepki ile karşıladı. Sendika bürokratlarının aldıkları yüksek ücretler ve işverenlerle kurdukları uyumlu ilişkiler daha çok tartışıldı.

Genel-İş çaltısı altında sendikalaşarak emek mücadelesine aktif şekilde dahil olan belediye işçileri, sendikal bürokraside değişim yaratacak bir dinamiği de kendi içinde taşıyor. Sendika bürokratlarının işçiler aleyhine geliştirdikleri tutumlar artık daha çok eleştiriliyor ve tartışılıyor. Sayıca fazla olan belediye işçilerinin kötü koşullarda yaşıyor olmaları, kontrol edilmelerinin daha güç olması ve üyesi oldukları sendikalarını sorguluyor olmaları emekçiler için önemli bir dayanak yaratabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.