Kapitalizm, Korona, İşsizlik

0
847

Mustafa Yılmaz

Koronavirüs dünyayı etkisine alarak yayılmaya devam ediyor. Değişik coğrafyalarda farklı boyutlarda yaşanan ölümler ve artan vaka sayıları büyük çoğunluk tarafından kaygıyla takip ediliyor.  Bu süreçte işçi ve emekçilerin artan en büyük kaygısı iş ve aş. Peki bu beklenmedik bir kriz miydi ve gidiş nereye? Bu sarsıcı durumun büyük risklere varması olasılığı kadar büyük umutlara da dönüşmesi olası mı? Ya da her ikisi bir arada mı yaşanacak?

Son yıllarda insanlığı tehdit edebilecek nedenler arasında bulaşıcı hastalıklar hep yer bulmasına rağmen, buna ilişkin önleyici tedbirlere dahi başvurulmamış olması egemen sınıfların tercihleri ile açıklanabilir. Şimdiye kadar hiçbir hazırlık yapılmayarak, insanlar yaşamsal bir risk altında bırakılmıştır. Bugünden olumsuz etkileri giderek artan ve yakın gelecek için uyarıları yapılan, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı, çevre kıyımlarında görüldüğü gibi kayıtsızlık hakim. Uluslararası büyük tekellerin çıkarı için çok şey heba edilebilmektedir.

Salgın dönemiyle başlayan ve sonrasında ortaya çıkacak durumlar değişik uluslararası kuruluşlar tarafından aktarılmaya başladı. İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, koronavirüs kaynaklı ekonomik çöküntünün 500 milyon kişiyi yoksullaştırabileceği uyarısında bulundu (9 Nisan, Bbc News Türkçe). Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yayımladığı rapora göre 2020’nin ikinci çeyreğinde dünya genelinde toplam çalışma süresinin %6,7 düzeyinde yok olacağı öngörüldü. Bunun da 195 milyon tam zamanlı çalışanın kaybı anlamına geldiği ifade edildi (8 Nisan 2020, Sendika63.org). Bu rakamlara kriz dönemlerinden en fazla etkilenecek olan yarı zamanlı çalışanlar dahil edilmemiş. İş bulma umudunu yitirmiş milyonların durumu da vahimleşmektedir. Geçici olarak işten çıkarmaların durdurulmuş olması da sonrası için tam bir güvence hali yaratmıyor.

2008 krizinden sonra dünya ekonomisindeki inişli çıkışlı bir seyirden sonra aşırı üretimden kaynaklı yeni bir kriz öngörülüyordu. Büyük tekellerin yol açtığı bu durum toplumdaki eşitsizliği derinleştirecek. Sermaye krizi bir fırsata çevirirken ortaya çıkan yükü de toplumun büyük kesimlerinin üzerine bırakacaktır. Ülkelerin ekonomi ve siyasi politikalarına müdahaleler artacak. İşsizlik ve yoksullaşma artacak. 
Bir belirsizlik içinde hayatın “normal” akışı için korona salgınının geçmesini bekleyenlerin karşılaştıkları tüm zorlukların ve acıların nedeni, içinde yaşadıkları sistemin ta kendisidir. Yani kapitalizm! Kapitalizm baştan aşağı bir meta uygarlığıdır. Üretimin ihtiyaçlar için değil, piyasa ve rekabet ilişkisine göre gerçekleştirildigi sistemde, üreticilerin yaşamı ve geleceği de meta üretimine hapsolmustur. Yaşamın kendisi olan insan ve doğa bütünlüğü hiçe sayılmıştır.

Kapitalist toplumda işçi sınıfının büyük bir kısmı üretimde aktif olarak yer aldığı gibi önemli bir kısmı da yedekte tutulmaktadır. Yedekte tutulan kısım işsizler ordusunu oluşturmaktadır. İşsizlik, sermaye sahipleri ve onun sözcülerinin iddia ettikleri gibi toplumun doğasında var olan bir olgu değildir. İnsanların tembelliğinden ve aylaklığından ortaya çıkmaz. İnsanların eğitimsiz, vasıfsız olması da işsizliğin nedeni değildir.İşsizlik, kapitalist sistem ile ortaya çıkmıştır ve onun işleyiş yasalarıyla ilgilidir. 
Yani sistem herkesin istihdamını esas alan bir işleyişle yürümez. Günümüzde yüz milyonlarla ifade edilen ve her kriz, savaş vb nedenlerle yeni on milyonların sürüklendiği işsizligin nedeni budur. İşsizliğin katlanarak çoğalması ile yoksulluk ve açlık daha da artmaktadır.

Kapitalist sistem içinde istihdamın daralması ve zorlaşması çalışan kesim üzerinde de bir basınç yaratır. Böyle süreçleri fırsat olarak gören sermaye işçi ücretlerini düşürmeye ve çalışma koşullarını da ağırlaştırmaya eğilimlidir. İşler şirketlerin karlarını daha da artırma yönünde yeniden düzenlenir.

Devletlerin yaşanan sürece ilişkin aldıkları önlem paketleri pek çok yerde ekonomi eksenli olmanın ötesine geçemedi. Daha önceki krizlerde olduğu gibi öncelik büyük işletmelerin “zararlarını” karşılamak olacak. Çalışanların kısmi ücretlerinin krize önlem tedbirleri içinde karşılanması ya da işletmelerin işçilerini ücretsiz izine çıkarmaları sonrasında işçilerin işlerine dönüp  dönemeyecekleri de belirsiz. Küçük işletmeler içinde iflasa sürüklenmeler sonucu bir işsizler yığını daha ortaya çıkacaktır.

Önümüzdeki dönemde, özelleştirilmiş olan ve bu nedenle yaşanan yetersizliklere karşı oluşan tepkilerin sonucunda sağlık sistemlerinde kısmi iyileştirmelere ya da düzenlemelere gidilmesi olasıdır. Fakat mevcut durumdan hareketle, iktidardakiler, yetkilerini artırarak, toplum üzerindeki denetimlerini genişletmek isteyeceklerdir. Korona süreci ile toplumlar buna zorlanacaktır. Egemen güçler toplumlara ekonomik bunalımların, savaşların olmadığı, refah ve barışı vaat olarak bile sunacak halden uzaktalar. Yeni dönemin ekonomik, siyasi ve askeri rekabetlerinde güç dengeleri de değişecektir.

Covid-19 salgınının yayılması devam etmekte ve şimdiden önünün tam olarak ne zaman alınacağı kestirilememektedir. Bu salgının gelişmiş ülkelerde yarattığı tabloyu görünce, ekonomisi zayıf, bağımlı ülkelerde yol açacağı tahribatın daha ağır olacağı ortadadır.

Her şeye rağmen ezilen ve sömürülen yığınların krizi kendi gelecekleri doğrultusunda fırsata çevirebilmeleri kesinlikle mümkündür. Çünkü yaşananlar insanları çok sarstı. Insanların düşünmeye ihtiyaçları var. Krizin ezilenlerden yana fırsata çevrilebilmesi ezilenlerin örgütlü siyasi bir güç oluşturmasından geçiyor. Toplumların gerçek anlamda derin bir dayanışmaya ihtiyaçları var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.