Küba’da liderliğin değişmesi ve Küba halkının yaşamı

0
444

İnan Kaloğulları

Fidel Kastro 90 yaşında hayatını kaybettiğinde Küba’nın liderliğini Raul Kastro üstlenmişti. Fidel, yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle önce yetkilerini devretmişti, iki yıl sonra ise Küba’nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Konseyi Başkanlığı’nı bıraktı. 25 Kasım 2016 yılında hayata veda ettiğinde geride yaklaşık 60 yıl boyunca büyük zorluklara karşı göğüs geren örnek bir ülke bıraktı. Fidel Kastro’nun devrimci kişiliği Küba devrimi üzerinde derin izler bıraktı. Öldükten sonra Küba’da kendi heykelinin dikilmemesini vasiyet etmişti.  

Küba Devriminin önemli liderlerinden biri olan Raul Kastro Devlet Başkanlığı görevini on iki yıl boyunca sürdürdükten sonra 86 yaşında “devrimin herhangi bir askeri olacağım” diyerek görevini ideolojik sağlamlığıyla övdüğü Miguel Diaz-Canel’e bıraktı. Mütevazi kişiliğe sahip olduğu belirtilen Diaz-Canel, 2018 yılında yapılan seçimlerde 604 sandalyeli vekil oylarının 603’ünü alarak Küba’nın yeni Devlet Başkanı oldu.   

Küba karşıtı güçler bu değişimi Kastro’lar döneminin sonu olarak ilan etmekte gecikmediler. Küba devriminden bu yana geçen 60 yıllık süreyi yine aynı güçler diktatörlük olarak adlandırdılar. Onların gözünde Fidel acımasız bir diktatör, Raul Kastro ise “Kastro hanedanlığı”nın devamcısı olarak görülüyor. Oysa devletin yasama ve yürütme organlarında Fidel ve Raul Kastro’nun kendi çocukları dahil ailelerinin hiçbir üyesinin yer almadığı belirtiliyor.   

Küba halkının çok uzun yıllar boyunca büyük zorluklara karşı direnmesinde ve Küba’nın birçok konuda örnek ülke haline gelmesinde devrimci liderlerin çok büyük etkisi var. Küba devriminin gerçekleşmesi ve güçlenerek saygın hale gelmesinde liderlerin büyük rolü oldu. Che, Camilo, Fidel ve Raul Kastro gibi liderler Küba devriminin karakterini güçlü şekilde belirleyen devrimci kişilikler oldular.   

Miguel Diaz-Canel  

Küba’nın Devlet Başkanı Diaz-Canel, Küba devriminden bir yıl sonra 1960 yılında dünyaya geldi. Elektrik mühendisliği eğitimi aldı ve mezun olduktan sonra okuduğu okulda profesör olarak ders vermeye başladı. Gençlik yıllarından itibaren politik mücadelenin içinde genç liderlerden biri olarak öne çıktı ve birçok görev üstlendi. Küba’da önemli gelenek olarak görülen enternasyonalist dayanışma gereği parti temsilcisi olarak bir süre Sandinistlerin iktidarda olduğu Nikaragua’da görev aldı.  

33 yaşında Küba’nın gençlik örgütü olan Geç Komünist Birliği’nde Genel Sekreter Yardımcısı oldu. Küba’nın çeşitli illerinde parti sekreterliği görevleri üstlendi ve 1997 yılında Küba Komünist Partisi Politbürosu’nda o güne kadarki en genç üye olarak görev üstlendi.  

2009-2013 yılları arasında Yüksek Öğrenim Bakanı olarak devlet yönetim kabinesinde yer aldı ve Küba’daki eğitim hayatına önemli katkıları oldu.   

2013 yılında ise başarılı bulunduğu için Raul Kastro tarafından birinci Devlet Başkanı Yardımcılığına getirildi. Beş yıl boyunca sürdürdüğü görevinin ardından 2018 yılında meclisteki vekil oyların yüzde 99,83’ünü alarak Küba’nın yeni Devlet Başkanı oldu.  

Miguel Diaz-Canel yaşı gereği Batista diktatörlüğünün devrilmesi sürecinde yer almadı fakat Sovyetler Birliği’nin çöküşünde Küba’da “özel dönem” olarak adlandırılan ve uzun yılları bulan çok zorlu süreçlerde sorumluluk üstlenen isimlerden biri olarak biliniyor. Halk arasında alçak gönüllü, çalışkan ve açık görüşleriyle sevilen bir lider olarak görülüyor.  

Diaz-Canel Devlet Başkanlığı’na seçilerek aynı zamanda Küba Devrimci Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı unvanını da üstlenmiş bulunuyor. Raul Kastoru 2018 yılında genç kuşakların önünü açmanın önemini belirterek Devlet Başkanlığı görevini bırakmıştı fakat Fidel Kastro’dan sonra Küba Komünist Partisi’nin birinci sekreteri olarak görevini halen sürdürmeye devam ediyor.  

Küba Cumhuriyeti Kahramanından biri olan Raul yakın zamanda yapılacak seçimlerde Küba Komünist Parti sekreterliğini bırakmaya hazırlanıyor. Komünist Partisi’nin yeni liderinin Diaz-Canel olabileceği belirtiliyor. Devlet Başkanlığı görevi, Küba Komünist Partisi liderliğinden sonra Küba’daki en güçlü görev anlamına geliyor. Küba’da yaşanan bu genç kuşak değişiminin Komünist Parti içinde farklı kademelerde de yaşanacağı belirtiliyor.  

Raul Kastro uzun yıllar boyunca Fidel’in yardımcılığı görevini üstlenmişti. Ardından Devlet Başkanı oldu ve daha sonra ise Küba Komünist Partisi liderliğine seçildi. Diaz-Canel’in de benzer şekilde Küba Komünist Partisinin yeni lideri olacağı belirtiliyor.  

Komünist Partisinin Küba’nın ideolojik şekillenmesinde büyük etkisi bulunuyor. Anayasaya göre seçimlerde Küba Komünist Partisi aday gösteremiyor, aday öneremiyor ya da herhangi bir adayı destekleyemiyor fakat devletin ideolojik şekillenmesinde önemli bir etkisi var.   

Anayasanın 1. Maddesinde yer alan, “Küba bağımsız ve egemen bir sosyalist işçi devletidir; siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak kurulmuştur” ilkesinin korunmasında bu ideolojik duruşun önemli payı var.  

Fidel’den sonra Raul Kastro’nun başkanı olduğu Komünist Parti liderliğinin Küba’nın geleceği üzerinde büyük etkisi bulunuyor.   

Küba’da uzun süredir genç kuşakların yetiştirilmesine dönük politikalara önem verildiği belirtiliyor. Liderlerin avantaj yaratan güçlü birikimlerinin yanında fiziksel yetersizliklerin yaratacağı risklerin göz ardı edilmediği ve buna dair önlemler alınmaya çalışıldığı ifade ediliyor.  

2018 yılında yapılan seçimlerde çeşitli kademelere yeni seçilen üyelerin büyük çoğunluğunu bu genç kuşaklar oluşturmuştu. Son seçimlerde Küba Meclisine seçilen 604 vekilin yüzde 56’sının bu göreve ilk defa seçildiği, meclisin yaş ortalamasının 49’lara düştüğü, kadın vekil sayısının yüzde 53 ile çoğunlukta olduğu ve vekillerin yalnızca yüzde 12’sinin devrimden önce doğan isimler olduğu açıklanmıştı. Milletvekillerinin yüzde 13’ü ise 18 ila 35 yaş arasında genç üyelerden seçilmişti. Seçilen vekillerin yüzde 87’sini Küba Devrimden sonra doğan daha genç kuşaklar oluşturmuştu.  

Önemli devlet kademelerin biri olan Devlet Konseyi’nde de benzer bir değişim yaşandı. Seçimlerle birlikte 31 Devlet Konseyi üyesinin 15’ini kadınlar oluşturdu. Yaş ortalamasının 54 olduğu ve üyelerin yüzde 70’inin ise devrimden sonra doğan kadrolar oluşturmuştu. Diaz-Canel büyük çoğunluğunu daha genç isimlerin oluşturduğu bu seçimde yeni kuşağın temsilcisi olarak 58 yaşında Küba Devlet Başkanlığı görevine seçildi.  

ABD yeni dönemi nasıl karşıladı?  

Obama döneminde emperyalist yaptırımlar belirli ölçüde hafifletilmiş olsa da ABD’nin Küba’ya karşı yaklaşımı hiç değişmedi. Küba hem ideolojik yanıyla hem de Latin Amerika ülkeleriyle kurduğu ilişkiler nedeniyle sürekli bir tehlike olarak görüldü. Küba’ya karşı bu düşmanlık Trump döneminde daha da arttı. Bu dönemde ağır ambargolar ve ticari yasaklar yeniden gündeme geldi. Küba teröre destek veren ülkeler listesine eklendi.  

Obama ABD saldırganlığını, “Küba’ya değişim gelecek” sözleriyle “yumuşak” şekilde sürdürürken Trump ise iktidara geldiği ilk günden itibaren Küba halkına büyük zararlar verecek biçimde bu saldırganlığı giderek arttırdı.   

Devlet Başkanlığının Raul Kastro’dan Diaz-Canel’e geçmesi batı basınında, “Kastrolar dönemi son buldu” şeklinde propaganda edilse de bu değişim ABD’yi pek memnun etmedi. Küba’daki seçimlerin ardından Trump yönetimi yaşanan değişimi baskıcı Küba iktidarının devamı olarak yorumladı. Rekabete, manipülasyona, propagandaya ve para ilişkilerine dayanmayan Küba seçim sitemini, halka “adil, özgür ve rekabetçi” bir seçim sunmayan ve diktatörlüğü besleyen bir seçim olarak sundular. Savaşların, kan ve gözyaşının dünyadaki sureti olan ABD, Küba’daki bu değişimi demokrasiye ve insan haklarına dair bir “hayal kırıklığı” olarak açıkladı.  

Trump’tan sonraki ABD Başkanı Biden’ın ise Küba’ya karşı uygulanan politikalarda köklü değişiklik yapmayacağı belirtiliyor. Trump döneminden kalan daha saldırgan Küba politikalarını gözden geçirebileceği ve Obama dönemi politikalarına geri dönebileceği de ifade ediliyor. ABD dünya üzerindeki barbarlığını ve egemenliğini çoğunlukla demokrasi ve insan hakları kılıfına sokarak sürdürürken Biden yönetimi de birçok ABD başkanı gibi Küba’ya dair demokrasi ve insan hakları vurgusunda bulunmayı ihmal etmedi.   

Devrim tarihi boyunca ABD emperyalizmi hiçbir dönemde Küba’daki sisteme saygı göstermedi. ABD’nin neredeyse tüm başkanları Küba politikalarını esas olarak oradaki sistemin ezilmesi üzerine kurdular.   

Küba’da çalışma hayatı, eğitim ve sağlık  

Küba halkının dörtte üçü devlete ait işletmelerde çalışıyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından ekonomik zorluklar nedeniyle serbest hale gelen küçük aile işletmeleri önemli geçim kaynaklarından birini oluşturuyor. 90’lı yıllarda dünyaya açılan Küba turizmi Küba için önemli bir gelir kaynağı sağlıyor. Turizmin geliştirilmesinin halk arasında küçük çaplı bir gelir adaletsizliği yarattığı da ifade ediliyor.   

Küba’da işsizlik yok denecek kadar az. Amerika’daki işsiz sayısı ise geçtiğimiz ay yüzde 6 olarak açıklanmıştı. Türkiye’deki işsizlik oranının ise ocak ayında yüzde 12,7 olduğu belirtilmişti. Çeşitli Avrupa ülkeleri de sayıları milyonları bulan işsiz insanların varlığı ile Küba’daki gerçekliğin çok gerisinde yer alıyor. 

Küba’da açlıktan ölen insanlar bulunmuyor. Cebinde 20 lirası olduğu için öldürülen insanlara Küba’da rastlayamazsınız. Gelecek kaygısının bulunmadığı ülkede insanların gereksinim duyduğu birçok şeye yeterli oranda sahip olduğu belirtiliyor. Yokluk ve çaresizlik içinde boğuşmuyorlar. Devlet herkesin temel ihtiyaçlarını ücretsiz olarak karşılama sorumluluğu taşıyor. Küba’da evsiz insana ya da sokakta dilenen insana rastlayamazsınız.  

Kübalılar eğitim ve sağlık haklarından ücretsiz ve eşit şekilde yararlanıyorlar. Elektrik ve su belli bir miktara kadar ücretsiz, fazlası için ise çok düşük oranlarda ücret ödeniyor. Konser, tiyatro ya da diğer etkinlikler Kübalılara çoğunlukla ücretsiz olarak sunuluyor ya da çok az ücret alınıyor.   

Kapitalist ülkelerde olduğu gibi acımasız piyasa mantığı çalışma hayatı üzerinde belirleyici değil. Asgari ücret alan bir işçi ile bir doktor arasında çok az bir maaş farkı bulunuyor. Birçok ülkede olduğu gibi herhangi bir anne ya da baba çocuğunu okutmak için büyük paralar harcamak zorunda kalmıyorlar. Devlet Başkanının maaşı bir profesörün maaşıyla neredeyse eşit düzeyde. Milletvekilleri vekil olmadan önce ne kadar ücret alıyorlarsa aynı ücreti almaya devam ediyorlar. Vekillerin hepsi ücret almıyor. Sadece çalışma komitelerinde görev yapan vekiller tüm zamanlarını bu işe ayırdıkları için bir ücret alıyorlar. Vekiller görevleri bitince ise eski işlerine ve aldıkları ücrete geri dönüyorlar.  

Halkın yönetime aktif şekilde katılmasını sağlamak amacıyla geliştirilen komite, konsey ve meclis gibi örgütlenme ve karar alma mekanizmalarının Küba’da çok etkili şekilde işletildiği belirtiliyor. Kübalı işçilerin yüzde 90’ı sendikalı olarak çalışıyorlar. 17 yaş altında bulunan herhangi bir çocuk işçiye ise Küba’da rastlanmayacağı ifade ediliyor. 

Yeni doğan çocuklar Küba’daki haklardan eşit şekilde yararlanıyorlar. Doğan bebekler 2 yıllık süreci bulan ve Küba’da bin gün programı olarak adlandırılan tüm sosyal psikolojik ve tıbbi olanaklardan eşit şekilde yararlanıyorlar.   

Küba’da suç oranı ise çok düşük seviyelerde. Şubat 2021’de açıklanan raporda ABD’de sadece ölümle sonuçlanan cinayet oranlarının geçen yıla göre yüzde 30 arttığı belirtilmişti. Küba’da ise suç oranları yakın zamandaki verilere göre yüz binde 5 oranlarında yer alıyor.  

Küba, kadınların parlamentoda temsiliyeti açısından Ruanda’dan sonra dünyada ikinci sırada yer alıyor. Küba Parlamentosunda yer alan kadın vekil sayısı yüzde 53,4 oranında. Bu oranın yüksekliği kadın haklarının gerilerde olmasından değil o haklara verilen önemden kaynaklanıyor. ABD’de ise kadın vekil sayısı yüzde 20’lerde bulunuyor. Bu oran Türkiye’de ise yüzde 17’ler seviyesinde.  

Küba’da eğitim ve sağlık halkın sahip olduğu insani zenginliğin en önemli kaynağını oluşturuyor. Eğitim hayatında, başarılı öğrencilerin yetişmesine olanak yaratacak bir yol izleniyor. Eğitim hayatı piyasa mantığına göre değil bireysel yeteneklerin geliştirilmesine ve toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına dönük bir amaç çerçevesinde şekillendiriliyor. Yöntem olarak ise eğitim-iş biçiminde yani praksis bir metot ile ele alınıyor. UNESCO’nun 2000-2015 yılları arasında eğitim hedeflerini Latin Amerika ve Karaip ülkeleri arasında yüzde 100 tutturan tek ülke Küba olmuştu.   

Küba, geliştirdiği sağlık sitemi ile birçok ülkeye örnek oldu. Pandemi sürecinde talep edildiği için Avrupa ülkelerine dahi sağlıkçı gönderdi. Dünya Sağlık Örgütü Küba’yı sağlık alanındaki bilimsel ve insani başarısı ile örnek gösterdi. Yakın zamandaki kaynaklara göre Küba’da yaklaşık 122 kişiye 1 doktor düşerken Amerika’da ortalama olarak 400 kişiye bir doktor düşüyor. ABD 2019 yılında gelirinin yüzde 17’sini sağlığa ayırırken Küba 2018 yılında gelirinin yüzde 27’sini ayırıyordu. Küba uzun yıllar ambargolarla ilaç dahi alamaz hale getirilmek isteniyordu fakat artık ilaç kaynaklarını dünya ile paylaşmaya hazır olduklarını belirtiyorlar. Koronavirüs sürecinde büyük devletler birbirine sırtını dönerken Küba gönüllü sağlıkçıları ile ihtiyacı olan ülkelerle dayanışma içinde oldu. Koronavirüse karşı geliştirmeye çalıştıkları çok sayıda aşı ile büyük takdir toplayan bir ülke haline geldi.  

Küba, çok sayıda ülkeye göre virüse karşı tedavi sürecinden başarılı bir ülke oldu. 10 Nisan 2021 verilere göre ABD’de koronavirüse yakalananların toplam sayısı 32 milyon kişiye ulaşırken, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 574.840 kişi oldu. Küba’da ise bugüne kadarki toplam vaka sayısı 84 bin 532 kişi oldu. İyileşenlerin sayısı 78 bin 916 kişi olurken, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 448 kişi oldu.   

Küba, çocuk hakları, ırkçılığa karşı mücadele ve çevre hakları konusunda da başarılı bir ülke olarak görülüyor.  

Küba, bugüne kadar ABD ve batılı güçler tarafından çoğu zaman sahip olduğu insani zenginlikleri yok sayılarak, yoksul ve çaresiz bir ülke olarak propaganda edildi. Bireyciliği “özgürlük” olarak gören, zenginliği ise “para ve güç” olarak kabul eden kapitalist ahlakın Küba’daki sistemi anlaması ve kabul etmesi çok zor.  

Küba kusursuz bir ülke olarak görülemez. Eleştirilecek ve zorluklar nedeniyle yetersiz görülecek birçok özelliği içinde barındırıyor. Fakat Küba, devrimin ilk yıllarından itibaren karşılaştığı güçlüklere karşı çözümler üreterek ayakta kalmaya çalışan ve direnen bir ülke oldu. Bu çabalar rejime karşı mesafeli yaklaşan Kübalıları dahi ülkesine bağlı ve güçlü yurtseverlik duyguları taşıyan insanlar haline getirmeyi başardı. Küba halkının bu duygularının çok güçlü olduğu belirtiliyor. 

Küba’daki sistem burjuva bireyi ve burjuva insan ilişkilerini değil yurtsever duygulara sahip sosyalist insanı ve “yeni-insan” ilişkilerini geliştirmeyi savunuyor. Tüm zorluklara rağmen bu konuda titiz davranıldığı belirtiliyor. Devrimci liderlerin çok büyük zorluklar karşısında ortaya koydukları çabaların ve halkın yüreğinde filizlenen bu yöndeki duyguların Küba’da bir anda yok edilmesi çok zor.   

Küba, birçok açıdan dünyada örnek ülke olmayı sürdürüyor. Çok büyük zorluklara rağmen kazanılan önemli başarıların arkasında Küba karşıtlarının “diktatörlük” olarak ilan ettikleri bu sistem yatıyor. Küba devriminin ne kadar ayakta kalabileceğini kestirebilmek zor fakat devrimin arkasında çok uzun yıllara yayılan büyük fedakarlıklarla elde edilen çok önemli birikim ve büyük bir tecrübe var.   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.