Liyakat ve ikbal sahibi değil, sosyalist olmak

0
177

Mustafa Kumanova

Burjuva sınıfının hizmetkarı politikacıların görevleri sadece bir avuç zenginin bugününü ve geleceğini garanti altına alacak politikaları üretmek değil, aynı zamanda bu politikaların demokratik görünmesini de sağlamaktır. Bunun için de koşulsuz kendini kamu/seçkin sınıf çıkarlarına adamış uzmanlara ihtiyaçları var. Kiralayabilecekleri uzmanlara… Aslında günümüzde ülkemizde politikacıların ve köşe yazarlarının dillerinden düşürmediği liyakat budur. Aranan liyakat burjuva sınıfının çıkarlarına hizmet edebilmeye layık olabilecek özelliklere sahip olmaktan başka bir şey değildir. Sendikalar, odalar, barolar, milletvekillikleri aynı zamanda ikbal kapıları olarak yorumlanıp ona göre konuşlanılmaktadır.

İşverenlerine beyin güçlerini kiralayarak hayatta kalmaya çalıştıklarını sanan bu liyakatliler aslında zenginlerin servetlerini daha da çoğaltmalarına hizmet eden kariyeristlerden başka bir şey değillerdir. Merkez Bankası başkanları, özel banka ve kamu bankası genel müdürleri, holding CEO’ları, TÜİK başkanı gibi… Toplumda ve ne yazık ki muhalif sol partilerde (bu durum CHP gibi partilerde daha net görülebiliyor) bu tip kişilerle ilgili olarak toplumun ahlaki ve insancıl sorumluluk beklentisinde olduğuna dair bir algı var. Ve bu yönde de muhalif söylemleri var. Fakat burada bir idrak sorunu var. Bu liyakatli kişilerin hepsi beyinlerini kiralayan ya da satan kişiler. Ve tam da bu yüzden beynini kiralayan ya da satan liyakat sahibi bir uzman ya da entelektüelden nasıl bir toplumsal duyarlılık beklenebilir. Tüm bu liyakat sahibi kişiler şu anda birer bürokrata dönüşmüş durumdalar. Güce ve paraya köle olan birer bürokrata… Midelerine ve omurgalarına varıncaya kadar para ve kariyer için kendilerini satmış kişiler bunlar. Bağımsızlıklarını kariyer ve para ile takas eden kişiler. İşte liyakat bu demek… Liyakat Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller demek… Bu kişilerin hepsi de liyakat sahibi uzman kişilerdi… Ekonomi sihirbazı Kemal Derviş liyakat sahibi değil miydi? Ya basın ilkelerini yerle bir eden Ertuğrul Özkök liyakatsiz miydi?

Yönetmek için liyakat sahibi olmayı başa koyarak insancıl ideolojinin propagandasını yapanlar yönetime geldikleri her seferinde insancıl ideolojiyi korumak ve geliştirmek için insancıl olmayan politikaları devletin bekası adına gerekli gördüler. Neden denilebilir? Çünkü bunlar kendilerini “yönetenler” ve alttakileri de “yönetilecekler” olarak nitelendirdiler. Doksan sekiz senedir bu ülkede olup biten budur. Kendilerini iyiliğin taşıyıcıları ve şövalyeleri olarak gören liyakat sahibi politikacılar, başkanlar, genel müdürler ve diğer tüm yönetici kadrolar ihtiyaçlarımızı tatmin eder görünen bir dil kullanarak aslında zenginlerin daha zengin olmasına hizmet eden politikalarını gizleyerek çarpık bir imaj yarattılar. Bu çarpık imajın üzerini de dini/milli ya da diğer ahlaki bir sistem ile örterek görünmez kıldılar. Güce ve zengine hizmet etmek ve sınıf atlayabilmek için liyakat sahibi olmak şarttır. Ve bu sistemde her liyakat sahibi de bu sistemin egemenlerinin bir hizmetkarıdır. Öyle ya da böyle, gönüllü ya da gönülsüz onların hizmetkarıdır. Aynı şekilde ikbal peşinde koşanı da.

Son söz de ilerici muhalif partilere; liyakat, kapitalizm ya da tek adamlar ile dövüşmek için gerekli olan dayanışmacı bağları ve kolektif eylemi örmez. Onu örecek olanlar liyakat sahipleri ve ikbal peşinde koşanlar değil devrimcilerdir. Günümüzde başarı, liyakat sahibi bir statüye ya da paraya sahip olmak gibi algılatılsa da bu dünyada gerçek başarı devrimci olabilmektir. Bu dünyada gerçek başarı fakirin ve güçsüzün yanında zengine ve güçlüye karşı durabilmektir. 

Bu dünyada gerçek başarı sosyalist olmaktır. Sosyalist kalmaktır. 

Şu günkü kaostan çıkış yolu ise liyakat/ikbal değil 78 kuşağının devrimci ruhunu yeniden uyandırmaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.