#Metoo hareketi ve kadınlar

0
1303

                                   

Geçtiğimiz hafta Leyla Salinger isimli Twitter kullanıcısı; yazar Hasan Ali Toptaş’ın videosunu paylaşarak, ’’Bu adamın ifşalanmasını heyecanla bekleyen kaç kişiyiz? Ben ve pek çok arkadaşımın kendisiyle nahoş anıları var üniversite yıllarına ait. Şu anki bilinç ve cesarete sahip olsam kesinlikle ifşa ederdim. Klasik orta yaş üzeri cis erkek edebiyatçı’’ sözlerini kullanmıştı. Yapılan bu yorumun ardından onlarca kadın; yazar Hasan Ali Toptaş’ın kendilerini taciz ettiğini belirtti. Kısa süre içinde Toptaş ile başlayan bu ifşalar, #Metoo ve #uykularıkaçsın etiketiyle bir kadın hareketine dönüştü. İfşa listelerine başka erkekler de dahil oldu. Binlerce kadın yaşadıkları sözlü ve fiziksel tacizi, tacizcilerinin isimlerini vererek sosyal medyada paylaştı.

Kadınların bu isyanından sonra Toptaş, ’’eril failiğin ne olduğunu anlayana kadar karşı tarafta açtığı yaralardan’’ dolayı özür diledi. Fakat Toptaş’ın, ’’erkekliğinden’’ dolayı ’’fark etmeden’’ yaptığı hatalardan üzgün olması kadınlara yetmedi ve kadınlar ifşalarına devam ettiler. Diğer yandan yayınevleri de tek tek açıklama yaparak adı taciz ile anılan yazarlarla ilişkilerini kestiklerini belirtti. Bu sırada yine adı tacizle anılan muhafazakar bir yayınevi sahibi intihar etti. İntiharın ’’sorumlusu’’ olarak kadınlar gösterildi. Tacizi ifşa eden Leyla Salinger özellikle muhazakar erkekler tarafından hedef haline getirildi. Yaşanan bu olaylar kadın beyanın esas alınmasını tartışmaya açtı. Hatta kadınlardan özür dileyen Toptaş bile tartışmalardan cesaret almış olmalı ki ’’kadın beyanının esas alınmasının sonuçlarını gördük’’ diyerek, yayınladığı açıklamayı sildi. Bir nevi özrünü geri aldı. Buradan hareketle çok tartışılan kadın beyanının esas alınmasına değinelim biraz.

Öncelikle “kadın beyanının esas alınması” yaklaşımını benimsediğimi belirterek başlamak istiyorum. Bir kadın olarak sadece benimsemekle kalmıyor, 2012 yılında TBMM’de kabul edilen ve bu ifadenin geçtiği 6284 sayılı kanunun uygulanmasını da istiyorum. Nedir bu 6284 sayılı kanun?

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun adıyla geçen 6284 sayılı kanun, yüzyıllardır erkek egemen kapitalist sistem tarafından ezilen kadınları ve çocukları şiddetten koruma amacı taşımaktadır. Bu yasaya göre fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak şiddet gören kadının yahut çocuğun, şiddeti beyan etmesi soruşturma sürecini başlatması için yeterli sayılmaktadır. Yine aynı yasanın sekizinci maddesinin üçüncü bendine göre şiddetten korunma talebinde bulunan kişiler, şiddetin uygulandığına dair belge ve delil göstermeye mecbur bırakılmazlar. İktidar ve onun egemen erkek anlayışının ifade ettiği gibi kadın beyanın esas alınması, ’’kadının beyan ettiği taciz, tecavüz ve şiddet ile ilgili söylenen her şey sorgusuz, sualsiz doğrudur!’’ anlamına gelmez. Fakat kadının bunu beyan etmesi soruşturma başlatılması için yeterlidir, anlamına gelmektedir. Hele ki kadının toplumsal alanda sürekli ezildiği, küçümsendiği egemen ahlakı erkeklerin belirlediği Türkiye gibi ülkelerde bu anlayışın geliştirilmesi; toplumsal cinsiyet eşitliği açısından hayati önemdedir.

Eğer geliştirilmez, karşısında durulursa ne mi olur?

Mesela 18 yaşındaki İpek Er gibi kandırılıp tecavüze uğradığını beyan eder. Tecavüzcü Musa Orhan önce serbest bırakılır sonra birkaç gün cezaevinde kalıp çıkar. İpek Er ise yaşadıkları nedeniyle yaşamına son verir.

Ya da Ayşe Paşalı gibi eski eşi tarafından tecavüze uğradığını beyan eder ve bununla ilgili koruma talebinde bulunur. Koruma talebine cevap verilmediği gibi, tecavüzcüsü tarafından 11 yerinden bıçaklanarak katledilir.

Yahut 9 yıl boyunca akrabası tarafından cinsel istismara uğrayan Emre gibi, bunun yükü kaldıramaz ve intihar eder. Unutmayalım ki 26 yaşındaki Emre, tecavüzcüsü hakkında suç duyurusunda bulunmuş fakat konuyla ilgili ifadeye bile çağrılmamıştı. Emre’nin ölümüne sebep olan tecavüzcü ise ilk mahkemede serbest bırakılır.

Metoo hareketine geri dönersem, kadınların yaşadıkları fiziksel ve psikolojik şiddete karşı sosyal medyadan da olsa sesini yükseltmesi önemlidir. Fakat kadına ve emeğe düşman kesim tarafından da istismar edilmeye açık bir alandır. Bu sebeple ifşalar titizlikle ele alınmalı ve hareket, erkek egemen kapitalist sisteme karşı örgütlü bir güç haline gelmelidir. Aksi halde kadınların özgürlük mücadelesi açısından, radikal sonuçlar elde etmesi zordur. Son söz olarak ise bu hareketin kadınların uğradıkları tacizleri, tecavüzleri, baskıları toplumda samimi ve cesur bir tutumla dile getirmesini gönülden destekliyorum. Ayrıca bu tutumun toplumun en suskun kesimlerini de cesaretlendirecek şekilde örneğin çocuk tecavüzleri, kadına aile içi tecavüz gibi alanlara genişlemesini diliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.