Ölüm yıldönümünde Che ve “Yeni İnsan” örneği

0
394

İnan Kaloğulları

Che 1928 yılında dünyaya geldi. Bebeklik çağında ağır zatürre hastalığına yakalandı. Ailesi onun yaşayamayacağını düşündü fakat o, hayatta kalmayı başardı. Yakalandığı hastalık zamanla astıma dönüştü ve onun hayatında büyük zorluklar yaratacak bir hastalık haline geldi. 

Che ailesinin de etkisiyle genç yaşlarında politikayla ilgilenmeye başladı. Okumayı çok sevdiği ve erken yaşlarda Marksist klasiklere ilgi duyduğu belirtiliyor. Girişken, heyecanlı ve güçlü  insani yönleri bulanan Che’nin hayatı Latin Amerika ülkelerine yaptığı gezilerle birlikte köklü şekilde değişmeye başladı.

Arkadaşıyla birlikte Latin Amerika ülkelerinin çoğunu gezdi. Yaptığı gezilerde karşılaştığı çaresizlik Che’nin düşünce dünyasında derin izler bırakır. Yaptığı bu gezilerde hayatına dair temel bir motivasyon arayışı içinde olduğu belirtiliyor.  Annesine yazdığı mektuplarda artık eski Ernesto olmadığını söyler. Gördükleri karşısında emperyalizme duyduğu nefret daha da artar ve günlüğüne “(…) İçimde ta derinde ben artık aynı ben değilim” diye yazar. Yaşadığı bu değişim onu tıp bilimine katkıda bulunan ve ün kazanmak isteyen bir doktor olma hayalinden vazgeçirir.   

Che, başarılı bir öğrencilik hayatının ardından Tıp Fakültesinden mezun olur ve Ernesto Guevara olarak yaptığı son Latin Amerika gezisinde yolu Meksika’ya kadar uzanır. Meksika onun için dönüm noktası olur. Orada Raul Kastro aracılığıyla Fidel Kastro ile tanışır. Ona karşı duyduğu ilk izlenimi güven doludur. Fidel’den ve Küba devrimi fikrinden çok etkilenir. Fidel ise Moncada Kışlası baskınının güçlü etkisi, başarılı liderliği ve devrimci fikirleri ile güven yaratan güçlü bir kişilik olarak görülür.  

Che, Sierra Maestra dağlarında Batista diktatörlüğüne karşı savaşmaya hızlıca ikna olur. Küba devrimi düşüncesi onu etkiler ve devrimci bir doktor olarak katıldığı mücadelede aldığı görevleri büyük bir başarıyla yerine getiren, korkusuzca ileriye atılan ve sosyalizme yeni ufuklar açan bir devrimci karakter haline gelir.  

Meksika’da Küba Devrimi için hazırlık yapan savaşçılar, İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçi Ordu’ya komuta eden Kübalı eğitimci Alberto Bayo tarafından eğitilirler. Alberto Bayo notlarında Che’yi kastederek “en iyileri oydu” diye not verir.   

Arkadaşları onu ilk sıralar Arjantinli, Ernesto, Doktor, Guevara, isimleriyle çağırırken bu isimler yerini zamanla sevgi dolu bir ünlem anlamına gelen “Che” ye bırakır. Bu ifade giderek onun gerçek ismi haline gelir.    

Fidel, mücadele içinde Che’yi tanıdıkça özgün ve güçlü özelliklerine büyük bir güven ve saygıyla yaklaşır, onun devrimci bir figür olarak öne çıkmasını destekler. Gerilla mücadelesinde ölüme meydan okuyan eylemleri karşısında onun hayatta kalmasına özen gösterdiği belirtilir. Kurulan ilk askeri tümenin başına Che atanır ve “comandante” ünvanını alan ilk savaşçı Che olur.  

Che’nin Fidel’den aldığı komutanlık yıldızı daha sonra onun devrimci kişiliği ile bütünleşen savaşçı beresinin parlayan bir sembolü haline gelir.  

Che’nin insani bir model haline geldiğini belirten Fidel onun kişiliği hakkında şunları söyler:  

“Azim onun niteliklerinden biriydi. İnanılmazdı. Zorlukları önemsemezdi. Denerdi, başaracağından emindi. Ne zaman belli bir iş için gönüllü gerekse ilk öne çıkan Che olurdu. Bir başka özelliği ise öngörüsüydü. Olağanüstü gözü peklik, tehlikeyi küçümseme onun en önemli özellikleriydi. Çok daha tehlikeli şeyler yapmayı önerirdi. Ben büyük bir çabayla onu hayatta tutmaya çalıştım. 

Che çok eleştireldi. Hem diğer insanları hem kendisini çok sert eleştirirdi. Çok dürüst, çok saygılıydı. Aşırı dürüsttü. Diplomasi ve kurnazlık gibi terimlerden tiksinirdi. Che asla titremezdi. Ölümden korkmazdı. Tehlikeli durumlarda daha gözü pek olurdu. Müthiş dürüst, ahlaklı, onurlu bir insan. Zeki, vizyon sahibi bir insan. Che bir örnektir. Tartışma götürmez ahlaki bir güçtür.”  

Che de yaşadığı süre boyunca Fidel’e ve devrimci arkadaşlarına aynı ölçüde bağlılık duydu. Fidel’in liderliğine ve onun mücadele içindeki sorunları çözme yeteneğine hayranlıkla yaklaştı. Kastro’nun mücadeleye duyduğu inancı ve devrimci iyimserliğini kendisine rehber edindiği belirtiliyor. “Fidel bizim tartışmasız önderimizdir, onun liderliğini tartışmayız” mesajını çoğu zaman dile getirdi, “Bence hiçbirimiz onun çapında değiliz” dedi.  

Che, Fidel’e karşı taşıdığı sevgisini onun için yazdığı “Fidel’e şarkı” şiirinde de belirtir. Ölmeden önce bıraktığı mektubunda ise yine aynı güçlü duygularını içtenlikle ifade eder. Mektubunda, “Son saatlerim başka semalarda gelirse, aklıma son gelenler bu halk ve özellikle sen olacaksın” der.   

Latin Amerika’nın devrimci kahramanı Jose Marti “insan, başkaldırısının büyüklüğüyle ölçülür” diye belirtir. Che’nin devrimci bir insani model haline gelmesinin altında onun daha az öne çıkan çok önemli bir özelliği bulunuyor.   

Che, kapitalizmin ekonomik hücresi olarak bilinen “meta” üretiminin ezilenlerin bilincinde nasıl etkiler yarattığını özel olarak incelemeye çalıştı. Bu konuya özel ilgi gösterdi. İnsanları yöneten piyasanın, toplumda nasıl bir bilinç ve ahlak yarattığını; piyasanın insan ilişkilerini nasıl da metaların dolaşım ilişkisiyle birer cansız nesne ilişkisine dönüştürdüğünü etkili şekilde açıklamaya çalıştı.

Topluma bir model olarak sunulan burjuva bireyi “meta insan” olarak adlandırdı. Meta üretiminin toplumsal yaşamda ve insan bilincinde yarattığı yıkımın aşılmasını devrimci mücadelenin en önemli sorunlarından biri olarak gördü. 

Che, sosyalizmi inşa edebilmek için burjuva ufkunu aşacak bir bilincin ve ahlakın geliştirilmesinin çok önemli olduğunu belirtti. Davranışları ve eylemleri büyük oranda bu ıssız ve derin yabancılaşmayı aşmaya yönelik oldu. Bunun ise ancak “yeni-insan”ı geliştirerek başarılacağını savundu. 

Bir devrimciyi harekete geçirebilecek en güçlü duygunun sevgi olduğunu belirtti. 

Çocuklarına bıraktığı sevgi dolu mektubunda onların birer devrimci olmalarını istedi. Dünyanın neresinde olursa olsun başkalarının yaşadığı acıları yüreklerinde hissetmelerini hatırlattı.  

Yoldaşlık ilişkilerini ise devrimci mücadelenin en önemli özellikleri arasında gördü. “Kişi tek başına hareket ettiği sürece bütün hayatını en yüce ideale adama isteği bile hiçbir işe yaramaz” diye belirtti. “Yeni-insan”ı ortaya çıkaracak bir ahlakın ve bilincin geliştirilmesinde devrimci arkadaşlığın çok özel bir yeri olduğunu vurguladı.   

Che, devlet yöneticisiyken tüm ayrıcalıkları ve imtiyazları reddetti. Arkadaşları gibi devlet yönetiminde devrimci ilişkilerin geliştirilmesini önemsedi, “yeni-insan” niteliklerinin toplumda kök salması için yaratıcı arayışlar içinde oldu. Gönüllü çalışma bu çabaların ürünü olarak ortaya çıktı. Kafa ve kol emeği arasındaki ayrıma, yeni bir ayrıcalıklı sınıfın gelişme tehlikesine dikkatleri çekti ve burjuva ufkunu aşacak bir bilincin geliştirilmesine özel önem verdi.  

Ölümsüzleşen Che

Che, devrimden sonra babasının Küba’yı ziyareti esnasında sorduğu “Doktorluk hayatına ne olacak?” sorusuna, “Baba, dünyanın hangi köşesinde kemiklerimi bırakacağımı bilmiyorum” cevabını verir.   

Küba Devriminden sonra çeşitli girişimlerin ardından yolu arkadaşlarıyla birlikte Bolivya’ya kadar uzanır. Zorlu bir mücadelenin ardından ABD ordusunun ve CIA’nın özel olarak eğittiği çeteler tarafından yaralı şekilde ele geçirilir.   

Yakalandığında, “Kübalı mısın, yoksa Arjantinli mi?” sorusuna Che, “Ben Kübalı, Arjantinli, Bolivyalı, Perulu ve… Ekvatorluyum. Anladınız mı?” yanıtını verir.   

Yurdu olarak gördüğü Latin Amerika devrimi fikrine yürekten inanır.   

Che, ele geçirildikten bir gün sonra eski bir köy okulunun içinde hızlıca infaz edildi. Onu öldüren kişinin elinin titrediği ve birkaç kez ateş edilerek öldürüldüğü belirtiliyor. Ağzından dökülen son sözlerinin, “Vur korkak, sadece bir adam öldüreceksin” ifadeleri olduğu söyleniyor.  

Öldürüldükten sonra ele geçirildiğinin kanıtı olarak önce başını bedeninden ayırmayı düşündüler daha sonra ise her iki kolunu birden bileklerinden kestiler. Mezarını ise 30 yıl boyunca saklı kalacak biçimde gizli tuttular.   

Che’nin ölmeden önce eşinin yeniden evlenmesini vasiyet ettiği ve Fidel’e Latin Amerika devriminin mutlaka başarıya ulaşacağına inandığını söylediği belirtiliyor.   

Yakalandığında ayağından yaralanmıştı ve tüfeğinin namlusu kullanılamaz hale gelmişti.  

Günlüğüne son notlarını 7 Ekim tarihinde almıştı.   

9 Ekim günü öldürüldüğünde 39 yaşındaydı.   

Ölü bedeniyle çekilen son fotoğrafında Che’nin yüzündeki tebessüm solmamıştı. Bakışları ve yüzündeki parlayan ifade onun çok sevdiği“, Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin… hoş geldi, safa geldi ” şiirinin mücadeleye davet niteliğindeki güçlü dizelerini hatırlatıyor.   

Che en çok mücadeleci özellikleri, güçlü insan kişiliği, katı dürüstlüğü ve fotoğraflardaki etkili bakışları ile insanların zihninde ve yüreğinde iz bıraktı. Çoğunlukla savaşçı özellikleri ve güçlü enternasyonalist yanlarıyla tanındı. Bir gerilla savaşçısıydı, fakat onu mücadelenin sembolü haline getiren asıl şey kişiliğinde şekillendirdiği ve savunduğu “yeni-insan” kavramıydı.  

Che bugün yaşasaydı 93 yaşında olacaktı. Ama o, hala genç bir devrimci olarak biliniyor ve anılıyor. Fikirleri ve devrimci kişiliği ise gün geçtikçe daha çok değer kazanıyor ve kazanmaya devam edecektir.  

Ölüm yıldönümünde Che’yi sevgi ve özlemle anıyoruz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.