Socialismo o Muerte – I

0
192

Selçuk Şahin Polat

Evet, dünyamız bu sloganı önümüzdeki günlerde her dilden daha sık duyacak: Sosyalizm ya da Ölüm!

Çünkü kapitalist sistem, sadece canlıları değil, doğayı ve insani tüm değerleri de yok ediyor.

Eğer dünyamızı, sadece insanlık açısından değil, doğa ve tüm canlılar olarak geleceğe sağ salim taşımak istiyorsak: Emperyalist-kapitalist sistemin karşısına sağlam argümanlarla ve önerilerle çıkmak zorundayız. Çünkü milyarlarca insanı oyalayan, korkutan ve onların sosyalizme gitmemesi için her türlü entrika, komplo, algı, reform vb. taktikleri uygulayanlar onlar. Bu taktiklerdir ki, SSCB’nin, Doğu Avrupa ülkelerinin kapitalizme dönmesini; Çin ve K. Kore’nin ne olduğu belli olmayan sosyalist uygulamalarına neden olmaktadır. Geriye sadece Küba kalmıştır. Çin ile en büyük alış verişi yapanlar, K. Kore Başkanıyla halvet olan emperyalistler, görüyoruz ki Küba’ya karşı en acımasız abluka ve saldırıları organize ediyorlar.

Şimdi Küba ile dayanışma ve sorunlarımızı tartışma zamanı!

Sosyalist-komünist hareketin bugün onlarca sorunu var: sol içi şiddet, tartışma kültürü eksikliği, onlarca grubun kendisini komünist olarak nitelemesi vb. vb.

Fakat bu sorunları tetikleyen, onların çözümsüz kalmasını sağlayan ve bizi bekleyen temel bir konumuz var: Devrim yapabilir ve sosyalist iktidarımızı kurabiliriz. Fakat tekrar kapitalizme döneceksek bu devrim ne işe yarayacak? İşte tartışılmayan ana sorunumuz bu. Sovyetlerin neden kapitalizme döndüğünü ve Küba’nın da dönme ihtimalini gündeme alarak bu konuyu tartışmak gerekiyor.

Bu sorun neden önemli? Çünkü devrim yapan ülke yönetici ve liderleri olumlu veya olumsuz görüş ve davranışlarıyla milyonları etkiliyorlar.

Sorun şu: Devrim sonrası, devletin mi yoksa toplumun mu güçlendirilmesi stratejisini izleyeceğiz? Eğer devletin güçlenmesi yoluna girersek, karşımıza dev bir bürokrasi, çatışan güç odakları ve sol içi şiddet, adına ‘reel sosyalizm’ dedikleri sahte ve ikiyüzlü siyasi taktikler vb. kapitalist pislikler çıkıyor. Hâlbuki toplumun güçlendirilmesi yoluna girersek kapitalizmden devraldığımız lekeler ve pislikleri temizleyerek, bürokrasinin vb’lerin olmadığı, yeni tipte insanı ve toplumu yaratabiliriz. Bu konuda Marx-Engels ve Lenin, sürekli toplumun güçlendirilmesi yönünde açıklamalarda bulunmuşlar. Burada sadece Engels’den iki alıntı yapacağım. (İsteyen arkadaşlar bu konuyu tüm boyutlarıyla tartıştığım SOSYALİZM YA DA ÖLÜM adlı kitabımdan takip edebilirler.)

Engels devlet yerine Komünü önermektedir:

“(…) Tüm bu devlet gevezeliği bırakılmalıdır özellikle asıl anlamıyla artık bir devlet olmayan Komün’den beri.” (GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, Marksizm ve Devlet Defterinden, Lenin, s. 141, İnter Yayınları, Birinci basım, 1999 – altını çizen Engels veya Lenin)

Devamında konuya açıklama da getirmiş:

“(…) proletarya hala devleti kullandığı (altını çizen Engels) sürece, onu özgürlük için değil, hasımlarını bastırmak için kullanır ve özgürlükten söz etmek mümkün olur olmaz, devlet devlet olarak var olmaktan çıkar. Bu nedenle biz, her yerde, devlet yerine, Fransızca ‘komün’ün mükemmel karşılığı olan ‘Gemeinwesen’ (abç) (topluluk) gibi eski bir Almanca sözcüğü koymayı önerdik.”

Görüyoruz ki sorun, toplumun yani ‘Gemeinwesen’ın güçlendirilmesinde yatmaktadır. Toplumun güçlendirilmesi demek, devletin sönümlenmesi için gerekli adımları atmak demektir. Çünkü bu adımlar atıldığında, devlet kendiliğinden sönecek fakat onun yerine toplum güçlenecektir. Toplumun güçlenmesi demek, emperyalistlerin baş edemeyeceği; iş bölümünün kalktığı, herkesin biraz doktor, mühendis, öğretmen, yönetici, parti yöneticisi, asker, filozof vb. olduğu, çalışmayan kimsenin kalmadığı bir toplum demektir. Bu toplumu hiçbir emperyalist güç yenemez!

Stalin devleti güçlendirme siyaseti izleyerek dünyanın ikinci süper gücünü yarattı. Sivil ve askeri bürokrasi on milyonları bulmuştu. Fakat bu devasa güç emperyalizm karşısında tutunamadı ve yıkıldı. Demek ki izlememiz gereken yolu sınıfsal tarih bize işaret ediyor.

Bu çerçevede Küba’ya baktığımızda birçok olumluluk ama aynı oranda da olumsuzluklar görüyoruz. Küba anayasasını inceleyerek bu konuya daha yakından bakalım isterseniz.

Küba Anayasasının 4. Maddesinde, ‘Bu Anayasayla onaylanan sosyalist sistem, geri döndürülemezdir’ denmektedir. Bunu nasıl sağlayacağına dair cezai tedbirler dışında fazla bir gerekçe sunulmamış. Elbette ki anayasada çoğu ülkede olmayan demokratik hükümler yer alıyor ve sanırım geri dönmeme için bunlar birer güvence: Özellikle 80. Madde, bu konuda tartışmasız olarak kapitalist ülkelerin hepsinden milyon kez daha demokratik hükümler taşıyor. Çünkü bu maddeye göre devlet görevlerine seçilecek aday kişileri, parti, lider veya lobiler belirlemiyor. Bunları halk öneriyor ve onlar seçiyor. Ayrıca istendiği zaman, geri çağırıp bunlardan hesap sorabiliyorlar. Yine valileri, halkın seçtiği delegeler belirliyor vb. Fakat bu ve bunun gibi birçok devrimci hükme rağmen devletin güçlendirilmesi yönünde izler mevcut.

Her şeyden önce ordunun niteliğine baktığımızda klasik ordu örgütlenmesi varmış gibi duruyor. Örneğin Devletin Silahlı Kurumlarını oluşturan Ordu, 220. MADDE’ye göre atanmış asker ve sivil personele ve de ‘zorunlu askerlik hizmeti’ gereği toplanmış askerlere dayanıyor. Yine128. MADDE’nin ‘l’ bendine göre, cumhurbaşkanı, ordu mensuplarının kariyerini belirliyor: ‘yasaların öngördüğü usule uygun olarak, ulusun silahlı kurumlarının üst düzey görevlilerini rütbe ve görev açısından terfi ettirmek ve rütbe ve görevlerine son vermek.’

Hâlbuki Marx ve Lenin bu konuda çok farklı görüş ileri sürüyorlar:

“(…) en küçük taşra köyünde dahi politik biçim Komün olacak ve kırsal bölgelerde düzenli ordunun yerini hizmet süresi son derece kısa olan milli bir milis gücü alacaktır.” ( Fransa’da İç Savaş, K. Marx, s. 77, Köz Yayınları, birinci baskı)

“(…) işçilerin kapitalistler üzerinde denetimiyle başlamalı ve bürokratik devlet tarafından değil, silahlı işçilerin devleti tarafından uygulanmalıdır.” ( GOTHA PROGRAMI’NIN ELEŞTİRİSİ, DEVLET VE DEVRİM kitabından, LENİN, ss. 180-81, altını çizen Lenin, İnter yayınları)

Aslında Anayasayı dikkatli şekilde incelediğimizde Küba Anayasasındaki 127. Madde’deki şu hüküm Marx ve Lenin’in çağrısını onaylar gibi duruyor: ‘Stratejik savunma kavramı Halkın Topyekûn Savaşı’na yaslanır.’

Fakat sosyalist toplumun varlığı için en önemli kıstaslardan biri de bürokrasinin seçim yoluyla göreve gelmesidir. Bunların içinde yargıçlar ise baş sırayı tutuyor. Örneğin yargıçları; ‘MADDE 149. Yüce Halk Mahkemesi hâkimleri ve meslekten olmayan hâkimleri Halk İktidarı Ulusal Meclisi ya da gerekli hallerde Devlet Konseyi tarafından seçilir’ diyen bir içerik belirlenmiştir. Görüyoruz ki yargıçlar, halk tarafından (toplum) değil belli kurumlar tarafından seçiliyor ve talimatlarla yönetilmektedir. Örneğin Devlet Konseyinin Görevlerini belirleyen 122. MADDE’nin ‘m’ bendine göre: ‘Yüce Halk Mahkemesi’nin Hükümet Konseyi aracılığıyla mahkemelere genel nitelikte talimatlar vermek’ türünden anti demokratik hükümler mevcut.

Özetle tüm bu bilgiler bize Küba iktidarının dengede olduğunu gösteriyor. Ne var ki bu denge özellikle de 22. Madde’nin ‘d’ bendi ile kapitalizm yönünde güçlendirilmiş gibi duruyor:

‘d) Özel mülkiyet: Kübalı veya yabancı gerçek veya tüzel kişiler tarafından belirli üretim araçları üzerinde kullanılan, ekonomide tamamlayıcı bir rol oynayan mülkiyet.’

Bu özel mülkiyet yani bu habis ur, metastaz yaparak bünyeyi bugün olmasa da yarın yıkacaktır. Bu açıdan;

Küba bugün için sosyalizmi temsil ediyor ve biz onun Çin gibi olmasını istemiyorsak eğer, ona sadece elimizi değil yüreğimizi uzatmalıyız!

NOT: İkinci bölümde TEK ÜLKEDE SOSYALİZMİN İNŞASI sorununun ‘kesin’ ve kesin olmayan yönlerini ve Küba’nın bu konudaki pratik katkısını ele alacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.